31 yıldır aynı yazıyı yazıyor, aynı ağıdı yakıyoruz: Yakanlar hâlâ iktidarda!

AHMET ÇINAR Bu bir özeleştiri yazısı aslında: Onlar 31 yıldır yakıyorlar ve hâlâ iktidardalar. Biz 31 yıldır aynı yazıları yazıp aynı ağıtları yakıp aynı açıklamaları yapıyoruz ve onlar hâlâ iktidarda. Demek ki sadece ağıt, yazı, açıklama, yürüyüş yetmiyor. Çok açık: Başka bir şey

Bir Yeni Cumhuriyet İçin: Maraba Azizler Zamanı

Michelangelo Merisi da Caravaggio 1571’de doğdu, 1610’da öldü. “Caravaggio”, doğduğu kasabayı işaret ediyordu. Yoksul bir ailenin üçüncü çocuğuydu. Altı yaşındayken veba babası, dedesi ve amcasını alıp götürmüştü. 12 yaşına geldiğinde Milano’da bir ressamın yanına çırak olarak gönderildi, resim yapmayı öğrendi fakat pek fazla

Kanun hükmünde Tayyip!

AHMET ÇINAR Kimseden çıt çıkmıyor. Ana “muhalefetinden” tutun da parlamento dışı muhalefete kadar, “anlı şanlı” sivil toplum örgütlerinden meslek kuruluşlarına kadar… Herkeste kahrolası bir kanıksamışlık, alçakça bir rehavet, sorumsuz bir umursamazlık. Kanun hükmündeki kararnamelerden, kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanunlardan, cumhurbaşkanı kararlarından

Bu çöküş, bu tükeniş… Bir çıkışı var elbet!

AHMET ÇINAR Bundan tam 54 yıl önce, 1970 yılının Haziran ayında bu topraklar bir “insanlaşma”ya tanık oldu. O zamanlar, bu coğrafyanın insanlarının “dili”, “umudu”, “geleceğe olan inançları” vardı. 15-16 Haziran günlerinde Türkiye işçi sınıfı, sınıf bilinciyle, muhteşem bir kalkışmayla, erdemli bir itirazla ayağa

Avrupa’nın lokomotifindeki bir seçim ve “Türkçeli toplumun” açmazı

Pek sevimli bir unvan olmasa da, söylemek, gerçeği dile getirmekten başka bir anlam taşımıyor: Avrupa’nın “sahibi” bir ülkedeyiz, Federal Almanya’da. Almanya Avrupası veya Avrupa Almanyası diye nitelemek çok yanlış olmaz. Burada kökleri Türkiye’de bulunan 3 milyonun üzerinde insan yaşıyor ve bu “Türkçeli toplumun”

Antikomünizm ve neoliberal tabu: ‘Sınıf mağduriyeti’

Çalışmalarını uzun yıllar Fransa’da sürdüren araştırmacı-yazar Mahir Konuk, toplumsal konuşlanmalar, sınıf mücadelesi, halk, neo-liberal barbarlık, demokrasi, seçim, muhalefet, aydın ve sanat gibi çeşitli konulardaki sorularımızı yanıtladı. – Liberal faşist diktatörlükler dönemine girdiğimizi yazıyorsunuz. Seçim ve demokrasi bu “liberal faşist diktatörlük” rejiminde nasıl bir

Mutlaka “yapıcısını” mı aramak zorundayız? Eleştiri üzerine

Eleştiri konusuna ilişkin birkaç parametreye değinmek istiyorum. En başından, yazılı/sözlü “eleştiri”de sertlik derecesine sınır konamayacağını, fakat “küfür” olarak kabul edeceğimiz sözcükleri bunu dışında tuttuğumu not etmek isterim. Bu talebin ilk kez ne zaman, kim tarafından yazıldığını, söylendiğini bilmiyorum. Düşünür ya da politikacı mıydı?

“Son Bakıştaki Hüzün”

Kişisel bir macera değil bu. Aysel bu hayhuy içinde Denizlerin asılmasına da şahit olmuştur. Müjde Ar, “annem o gece sabaha kadar sigara içip ağladı” diyor o uğursuz günü anlatırken. Sonra daha üzerinden 10 yıl geçti geçecek, yeni darağaçları, yeni fidanlar… Erdal Eren’i asarlar

“Kovaladıkça Kaçan Ateş Böceği misin?”

“Unut yüzündeki bu çizgileri Sana gelirken her yerden geçtim Hatırlamam bile ben eskileri Kadınca hakkımca savaşlar verdim” Fatih Güzeli Aysel’di artık. Disiplinli ve mazbut bir anneydi. Karagümrük’te, atölyelerin arasındaki evlerinin civarında hurdaları toplayıp eskicilere sattılar bazen. Bazen tam yemek saatinde komşuya misafirliğe gittiler.

“Vakitsiz çiçek aç, sana kış düşsün.”

Deli Kamile’nin deli kızı. Delilik tarihi daha lise yıllarında Trabzon’un sıra dışı kızı olmasından başlıyor. Arkadaşları entarileriyle girermiş denize. O mayosuyla. Karadeniz’e entariyle, elbiseyle girmekten daha büyük delilik var mı? Karadeniz alıp alıp gitmiş yaşıtlarını. Delilik, bu deliliği yapmayan Aysel’e kalmış. Karadeniz’de bir