Aydınlığımıza övgü: Doğan Avcıoğlu-Yalçın Küçük

ORHAN GÖKDEMİR Yola çıkan, Doğan Avcıoğlu’nu buluyor. Yürüyen, Yalçın Küçük’e ulaşıyor. Yalnızca bunlar değil, Namık Kemal’i, Tevfik Fikret’i de keşfedeceğiz mecburen. Aydınlığı arayan aydını arar. Bunu, aydını, aydınlanma ile birlikte ortaya çıkan bir kavram olarak kabul etmemiz gerek. Kendi hülyalarının peşinden giden yeni

Sınıf mücadelesi, nesnellik ve maddi gerçeklik: “Stalin diktatörlüğü”

ÖZCAN BUZE Stalin bir diktatör müydü? Evet, Stalin bir diktatördü. Fakat o, bu sıfatı burjuva demokrasilerinin sahte maskelerinin arkasına gizleme ihtiyacı duymayan bir devlet yapısının, yani bizzat işçi sınıfının sömürücülere karşı uyguladığı Proletarya Diktatörlüğü’nün lideriydi. Marksist devlet teorisine göre devlet, sınıflar üstü bir

Hep aramızdaki iki “şedid” delikanlı: Nâzım Hikmet ve Yalçın Küçük

OSMAN ÇUTSAY İnsanlar babalarından çok yaşadıkları zamana benzermiş. “Mekân” desek, daha doğru. Edip Cansever “insan yaşadığı yere benzer” demişti “Mendilimde Kan Sesleri”nde… Öyle mi? Ya sanatçı? Yazar? Yazar kuşkusuz yaşadığı zamana benzer. İster istemez onu yansıtır, fakat eğer başarabilirse de onu aşar. Tabii

İliyenkov: “SpinoMarx” bulamacına karşı devrimci müdahale

ÖZCAN BUZE Modern felsefe ve siyaset teorisi sahnesi, uzunca bir süredir devrimci teorilerin dişlerinin sökülmesi, eylemsizleştirilmesi ve burjuva üniversitelerinin koridorlarında zararsız birer akademik hobi haline getirilmesi operasyonuna tanıklık etmektedir. Bu operasyonun Batı akademisindeki en organize, rafine ve antikomünizmin değirmenine en çok su taşıyan

Hayalet değil, miras: Komünizmin ölmeyen sürekliliği üzerine

ÖZCAN BUZE BİR METAFORUN SINANMASI Marx ve Engels tarafından 1848’de yayınlanan Komünist Manifesto’yu okuyan herkes bilir: İlk cümle “Avrupa’da bir hayalet kol geziyor” şeklindedir. Bu açılış, komünizmin henüz iktidara gelmemiş, henüz somutlaşmamış ama daha o zamanda korku uyandıran bir tehdit olduğunu ilan eder:

Türkiye’nin sosyal demokratları ve “Oskar Lafontaine vak’ası”: Bilmek mi istemiyorlar?

OSMAN ÇUTSAY İkinci Büyük Savaş sonrası Federal Alman siyasetinde gerçekten omurgalı ve kendi ilkeleriyle halka gitmeye çalışan, ilerici bir siyasi kişilik ortaya çıktı mı? 1945 sonrasındaki Alman kapitalizmi, ki “ileri emperyalist” aşamada olduğunu herhalde eklemeye gerek yok, acaba içinden ciddiye alınabilir ve bir

Gestell’in gölgesinde bir sol: Antikomünist Marksistlerin Heidegger hayranlığı

ÖZCAN BUZE I. SORUN VE AMAÇ Bu makale bir semptomu teşhis etmek için yazılmıştır. Bu semptom, Marksist kavramları benimseyen ama sınıf siyasetini, devrimci partiyi ve iktidar mücadelesini reddeden entelektüel çevrelerin Martin Heidegger’e duydukları hayranlıktır. Bu hayranlık rastlantısal değildir; teorik bir ihtiyacı karşılar. İhtiyacın

Yoldaş kedi: Devrimci önderler ve özerkliğin siyaseti

ÖZCAN BUZE Feles sunt membra quintessentialia societatis communistarum. 1922 yılında Moskova yakınlarındaki Gorki köyünde çekilen bir fotoğrafta, tarihin seyrini değiştirmiş, dünyanın ilk işçi devletinin mimarı Vladimir İlyiç Lenin, bir kediyle birlikte otururken görülmektedir. Lenin kameraya poz vermiyor. Bir imaj oluşturma amacı yok. Sadece

Kavram enflasyonunun politik bedeli: Prekarya ve ötesi

ÖZCAN BUZE Her yeni etiket sınıfı daha çok bölüyor. Bölündükçe güç kayboluyor. Kavram enflasyonu bittiğinde sahada örgütlü sınıf kalmıyor, tek neferler kalıyor. Ve tek neferler sermayeyi durduramıyor. I. GİRİŞ  Sosyal bilimlerde yeni bir kavram üretmek kolaydır. Yeterince karmaşık görünen bir sorun alınır, ona

Avrupa’yı çatışmaya sürükleyen enerji: Fırtına, iklimin doğasında var

CEMİL FUAT HENDEK “Halkların kardeşliği” ifadesinin herhangi bir maddi temeli olmadığını bilmek gerekir. O, sadece işçi sınıfının enternasyonalist karakterinde dayanak bulan bir “umut formülü”dür. Halklar kardeş olmadığı gibi, sosyalist devrimini bulamayan coğrafyalarda çıkar gruplarının kışkırtısıyla er veya geç birbirlerini boğazlamaya da mahkûmdurlar. Avrupa