January 13, 2026

Tekin Yayın Dağıtım San.Tic.Ltd.Şti

Mimar Sinan Mah. Atlas Çıkmazı Sk. No:7 Üsküdar/İstanbul

Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Elif Akkaya

Telefon

0216 323 20 20

E-mail

info@tekinyayinevi.com.tr

Website

Tekin Yayınevi

Teknik Sorumlu

Tetris Teknoloji

Venezuela’nın petrolünde boğulmak: Tablonun asıl belirleyicisi ne?

Venezuela’nın petrolünde boğulmak: Tablonun asıl belirleyicisi ne?

CEMİL FUAT HENDEK

ABD’nin son saldırısıyla tekrar aktüel oldu Venezuela petrolü. Ülke topraklarının altında ne müthiş bir rezerv saklı olduğu, o petrolün kalitesi, ABD’nin kimi rafinerilerinin teknik hazırlığını bu petrole göre yapmış olduğu… Uzatmayalım, bu “petrol masalını”, bir küçük askeri birliğin “Trump’ın emriyle” Venezuela Devlet BaşkanI Maduro ve ondan bağımsız olarak siyasi ağırlık sahibi olan eşi  Cilia Flores’i yataklarında esir alıp, ABD’ye kaçırdıkları andan itibaren dinliyoruz.

Petrol tabii önemli, çünkü günümüzde endüstri, ticaret, hizmet… Hangi alana bakarsanız bakın, bir müthiş enerji ihtiyacı kendisini gösteriyor. Ve insanlık doymak bilmez bir açlıkla enerji elde edebileceği tüm kaynaklara çılgınca saldırıyor. Petrol de -şimdilik- bu kaynakların başında geliyor. Buraya kadarını anladık.

Ama  bundan ötesi de var. Ve işte onu galiba yeterince anlatamadık.

Petrol dediğimiz sıvı önemlidir, ama sadece Venezuela’da bulunuyor değil ya bu meret. Belki biraz daha kalitesiz, belki biraz daha zahmetle onun yerine konacak nice kaynak var dünya yüzünde. Bize sürekle anlatılmakta olan “petrol masalı”nın görünmez kıldığı çok daha başka bir neden mevcut. Arada bir değinilip geçilen, laf kalabalığı arasında duyulmaz olan ve ABD’yi asıl korkudan tir tir titreten bir neden bu. Çünkü ne fosil yakıt kaynaklarına ne de nükleer enerji için gerekli uranyuma  falan benziyor.

Ve ABD’deki iktidar sahipleri, onu yitirdikleri taktirde bir daha asla yerine koyamayacaklarını biliyorlar. Bunca hırçınlaşmalarının asıl nedeni de burada yatıyor.  

BİR KİŞİYE BAKARAK DÜŞÜNEMEZ HALE GELMEK

Birkaç noktayı teker teker açmadan önce şu Trump’a bakalım:

Herkes O’ndan bahsediyor. Yok efendim “deli” imiş. Ya da daha ayrıntıya giren sözde teşhisler uçuşuyor: “Narsist”, “megaloman”, “dürtülerinin esiri”, “ergenlikten çıkamamış”… Dahası da var:  “Cahil” ya da biraz daha dikkatle “bilgisiz” yahut “yetersiz lider” diyenler de dolaşıyor ortalıkta. İşi doğrudan hakarete döküp, “yalancı”, “dolandırıcı”, “ahlaksız”, hatta, “köpek”, “domuz” falan diyenler bile var. Tabii siyasi dokunuşları olan değinmeler de görmez/duymazdan gelinemez: “Faşist!”, “popülist”, “demagog”… (Jeffrey Epstein dosyasının ve belgelerinin sonuçlarını da ayrıca beklemek gerekiyor.)

Her neyse, bu lafların her biri ayrı ayrı Trump’a dokunmakla birlikte, aslen önemli bir işlev görüyorlar: Şu andaki ABD Başkanı’na, onun asli görevine, dolayısıyla ABD’ye ilişkin en temel karakteristik yanı örtbas etmeye yarıyorlar.

Bilen biliyor: ABD geçmiş yıllar içinde dünyaya hâkim olan neo-liberal esintiler arasında sanayisi giderek zayıflayan, devlet borçları sıradağlar gibi art arda, üst üste birikerek, neredeyse iflas konumuna gelen bir ülkeye dönüşmüş bulunmakta. Sosyalist ülkeler sisteminin dağılması ardından “tek kutuplu dünya” hayali kurarken Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’nun kutup sayısını artırması, Hindistan, Brezilya gibi ülkelerin de ABD’den uzaklaşan kervana katılması… Her neyse, bu süreçle ilgili BRICS falan gibi herkesin bildiklerini tekrarlayıp sıkıcı olmayayım. Ancak şunu yazmadan geçmek de istemem:

“Sarsak, yarı bunak ve titrek” Biden, böyle devam ederse ABD’nin düşeceği durumu en güzel sembolize eden bir figürdü. ABD bu gidişe en kısa yoldan “Dur!” demek zorundaydı. Ve böylesi bir çıkış için -lütfen yukarıdaki nitelemelere bakınız-  Trump gibi biri acilen gerekiyordu. Trump bu gereksinime en kısa yoldan karşılık verebilecek “biçilmiş kaftan” olarak ikinci kez “Beyaz Ev”de yerini aldı.

Esip, gürlemesini, “hot zot”unu, bağırıp çağırmasını ve kaba kuvvet yöntemlerini Trump’ın karakterine özgü davranışlar olarak değerlendirmek asla doğru değil. Çünkü, ABD’nin sarsılan konumunu yeniden kazanmak için dayanabileceği geleneksel hiçbir değer, kıstas, kural, yasa, anlaşma, kalmadığı gibi, eski “sadık dost”larından hangisine sonuna dek güvenebileceği de kesin değil.

Trump işte böylesi, kimin kimle ne zaman, ne için çıkar birliği yapacağı iyiden iyiye belirsizleşen bir dünyada, tüm hal ve tavırlarıyla, söyledikleri ve yaptıklarıyla, başta Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu olmak üzere  karşıtlarına gözdağı vermek, diğer yandan aynı hiyerarşi içinde yer alan Avrupalı yandaşlarını tekrar hizaya sokmak, dizginlerini biraz sıkılamak üzere ordan oraya seyirtmektedir.

Şimdi gelelim şu petrolden de önemli olana…

Bir ülkeye “demokrasi götürmek”, “özgürlük yanlılarına destek olmak”, “dikta rejimini alaşağı etmek” falan filan bahaneler eskilerde kaldı. Çünkü bu sözümona Batı medeniyetinin değerleri geleneksel kalelerinde bile teker teker çöpe atıldı, ayaklar altında çiğnendi, çiğneniyor.

Kapitalizmin en kutsalı mülkiyet ve sermaye değil miydi? Tüm hukuk sistemi bunların dokunulmazlığı üzerine kurulmamış mıydı? Hal böyleyken Venezuela’nın devlete ait petrol şiketinin paralarına, İngiltere bankalarındaki altın rezervine el konması nasıl açıklanmalı? Keza aynı yöntemi uygulamaya kalkışan Avrupa Birliği’nin Rus Federasyonu’na ait paraları bloke ettikten sonra Ukrayna’nın kullanımına sunmaya kalkışması nasıl anlaşılmalı? İran’a ait milyarlarca dolar yıllardır bloke edilmiş duruyor.

Kapitalizmin en ağır propaganda malzemesi arasında “serbest ticaret” yer almıyor mu? Öyleyse kimi ülkelerin ticaretini sınırlama, dahası hepten engelleme önlemlerine ne diyeceğiz? Örneğin ABD’nin Küba’ya uyguladığı, başka ülkeleri de buna zorladığı ağır ambargonun herhangi bir meşruiyeti bulunuyor mu?

Her köşede, her canını sıkana yaptırım uygula. Ticari abluka altına al. Sınırlamalar koy. Adına ne dersen de, ama gırtlağını sıkıp, boğulacak hale getir. Bu arada ülkenin ekonomisi çökmüş, milyonlar yoksullaşmış, çocuklar, yetişkinler açlıktan, ilaçsızlıktan ölmüş…

Ne gam! ABD aslen yasa, kural ve etik değerler tanımayan bir haydut devlettir! Kapitalist sistemin “Ortak Değer” adına pazarladığı ne varsa tümünü başta ABD olmak üzere el birliğiyle çöpe attılar. Onlara dayandırdıkları kurumları da işlemez hale getirdiler. O nedenle ABD’nin son buluşu, Venezuela’ya saldırırken bayrağına çektiği sloganın o “değerler” ile ilintisi yok. O şimdi sözde “uyuşturucu kartellerine karşı savaşmak”, “kara paranın kaynakların kurutmak” istiyor.

EN “VERİMLİ” PARA KAYNAĞI

Halbuki “kara para”nın durmadan gürül gürül fışkırdığı asıl kaynak ABD’nin ta kendisidir. Şu anda dünyada gerek nakit para olarak, gerekse hisse senetlerinde, obligasyonlarda ıvır zıvırda saklı yaklaşık 120 trilyon ABD doları olduğu söyleniyor. Bu paraların büyük çoğunluğunda o ünlü yeşilin altında kömür karası bir renk yatmakta. Çok sert mi oldu? ABD’de, FED denen tefeciler çetesinin kararıyla matbaada basılıp, paletlerle bankalara, dünyaya dağıttılan dolarların ne karşılığı bulunmaktadır? Karşılıksız para basmak sahtekârlık değil midir? Sahte para basmak kalpazanlık değil midir? (CIA’nın hedefli olarak kimi ülkelere sızdırdığı sahte dolarları kastetmiyorum.)

İşte ABD’yi asıl tedirgin eden noktaya gelmiş olduk. “Korkudan tiril tiril”… Dünya petrol ticaretinde ortak para birimi olarak ABD dolarının kullanımı delindi. Dedik ya, “Tek Kutuplu Dünya” hayali sönerken ABD’ye her yanı kontrol olanağı sağlayan bu ayrıcalık da yara aldı. Gerek Rusya, gerek Çin Halk Cumhuriyeti uluslararası ticarette yerli para birimlerini kullanmaya başladı. Dolar haracından çok daha avantajlı olan bu sistemi giderek daha çok ülkeye uyguluyorlar. Şimdi petrol ihracatçısı ülkeler birbiri ardından bu akıntıya kapılırsa ne olacak? Şakası yok; bu, ABD’nin dünya ekonomisindeki baskın konumunu yitirmesi anlamına gelir. Ve ABD çok büyük bedeller de ödese, işte bu ayrıcalığı bir daha kolay kolay kazanamaz. İşte bütün telaş, sağa sola tehditler ve saldırganlığın temelinde bu tehlike yatmakta.

KÜÇÜLMEKTE OLAN ABD

ABD bu dolar hegemonyasını en başta dünya çapında 90 ülkeye yayılmış yaklaşık 800 askeri üsle koruyor. (Burada üs kavramının tarifine göre bu sayının 1200‘ü aştığını söyleyen kaynaklar da var.) Ülke dışındaki bu üslerde asker, sivil personal ve “yedekler”in (bunlar da kimse?) sayıca 220-260 bin arasında olduğu söyleniyor. (Bu sayılar arasında mukaveleli olarak görev yapan özel askeri şirketler yok.) Resmen onaylanmamakla birlikte bize yaklaşık bir fikir veren bu yapı her durumda müthiş bir ekonomik yük anlamına gelmekte.

Anlaşıldığı kadarıyla, ABD’nin daha uzun süre bu yükü taşımaya mecali yok. Zaten, “Make America Great Again!” (Amerika’yı Tekrar Büyük Yap!) Amerika’nın eskisine göre küçülmüş olduğundan başka ne anlam ifade ediyor olabilir ki?

Dahası da var: ABD’de de şu sıralarda kıpırdanmakta olan sınıf mücadelesinin, pek cılız da olsa arada bir duyulan “sosyalizm” seslerinin bu süreçte daha da yükselmeye başlaması olası. Buna giderek yaklaşan savaş tehlikesinin tetikleyeceği barış hareketini, zaten her zaman alevlenmeye hazır siyahların ırkçılığa karşı eşitlik mücadelesini de katarsak… Tabii bu arada radikal sağcıların, Amerikan faşistlerinin büsbütün görünür olmaya başlamalarını da ABD solunu silkinip doğrulmaya iten bir etmen olarak sayabiliriz. Böylece sertleşen sınıf mücadesinin özellikle sanayi merkezleri ve üniversiteleri kapsamasının asla olamayacağını iddia eden çıkabilir mi?

İşte bütün bunları ve bizim aklımıza gelmeyen ya da hiç bilmediğimiz parametreleri hesaba katan düzenin sahipleri acele ediyor. Diplomasi ne, kural ne, hukuk ne, kurum ne?.. Şu sırada bir güç gösterisiyle “herkes” hizaya dizildiyse dizildi, Yoksa zaman geçtikçe bu zayıflamanın hızlanması ve ABD’nin bir dönemeçte şimdiki olanaklarını bulamaz hale gelmesi mümkün. İşte o zaman “yandı gülüm keten helva!”