Bu çöküş, bu tükeniş… Bir çıkışı var elbet!

AHMET ÇINAR Bundan tam 54 yıl önce, 1970 yılının Haziran ayında bu topraklar bir “insanlaşma”ya tanık oldu. O zamanlar, bu coğrafyanın insanlarının “dili”, “umudu”, “geleceğe olan inançları” vardı. 15-16 Haziran günlerinde Türkiye işçi sınıfı, sınıf bilinciyle, muhteşem bir kalkışmayla, erdemli bir itirazla ayağa

Avrupa’nın lokomotifindeki bir seçim ve “Türkçeli toplumun” açmazı

Pek sevimli bir unvan olmasa da, söylemek, gerçeği dile getirmekten başka bir anlam taşımıyor: Avrupa’nın “sahibi” bir ülkedeyiz, Federal Almanya’da. Almanya Avrupası veya Avrupa Almanyası diye nitelemek çok yanlış olmaz. Burada kökleri Türkiye’de bulunan 3 milyonun üzerinde insan yaşıyor ve bu “Türkçeli toplumun”

Antikomünizm ve neoliberal tabu: ‘Sınıf mağduriyeti’

Çalışmalarını uzun yıllar Fransa’da sürdüren araştırmacı-yazar Mahir Konuk, toplumsal konuşlanmalar, sınıf mücadelesi, halk, neo-liberal barbarlık, demokrasi, seçim, muhalefet, aydın ve sanat gibi çeşitli konulardaki sorularımızı yanıtladı. – Liberal faşist diktatörlükler dönemine girdiğimizi yazıyorsunuz. Seçim ve demokrasi bu “liberal faşist diktatörlük” rejiminde nasıl bir

Mutlaka “yapıcısını” mı aramak zorundayız? Eleştiri üzerine

Eleştiri konusuna ilişkin birkaç parametreye değinmek istiyorum. En başından, yazılı/sözlü “eleştiri”de sertlik derecesine sınır konamayacağını, fakat “küfür” olarak kabul edeceğimiz sözcükleri bunu dışında tuttuğumu not etmek isterim. Bu talebin ilk kez ne zaman, kim tarafından yazıldığını, söylendiğini bilmiyorum. Düşünür ya da politikacı mıydı?

Avrupa’da Türk gazeteci olmak neden kolay değil?

İtalya’da yaşayan ve üreten yazar Birgül Göker Perdisa, Avrupa’da gazeteci olmanın gereklerini ve koşullarını yazar Osman Çutsay ile konuştu. – Gazeteciliğe nasıl başladınız? Hangi basın kuruluşlarında ve hangi gazetecilerle çalışma imkânınız oldu? OSMAN ÇUTSAY – Yazı yazmaya, daha doğrusu yayımlamaya, Ankara Siyasal’ın son

“Babalar ve oğullar”, bugün böyle: Mahir Güven’den sürpriz bir ilk roman

Anlatılan bizim hikâyemizdir, gerçekten. Bu insanlar Batı Avrupa’da doğup büyümüş olmalarına rağmen, içlerinde bir Türkiye taşıyorlar. Buna “saklı Türkiye” de diyebiliriz. Oluşumlarıyla resmi verilerin ve resmi ideolojilerin ötesindeydiler çünkü. Gençler ve yaşlandıklarında bile Türkiye kokan bir genç enerji taşıyacaklar. Geçmişten biliyoruz. Çoğunluğu Almanya-Avusturya

“Son Bakıştaki Hüzün”

Kişisel bir macera değil bu. Aysel bu hayhuy içinde Denizlerin asılmasına da şahit olmuştur. Müjde Ar, “annem o gece sabaha kadar sigara içip ağladı” diyor o uğursuz günü anlatırken. Sonra daha üzerinden 10 yıl geçti geçecek, yeni darağaçları, yeni fidanlar… Erdal Eren’i asarlar

“Kovaladıkça Kaçan Ateş Böceği misin?”

“Unut yüzündeki bu çizgileri Sana gelirken her yerden geçtim Hatırlamam bile ben eskileri Kadınca hakkımca savaşlar verdim” Fatih Güzeli Aysel’di artık. Disiplinli ve mazbut bir anneydi. Karagümrük’te, atölyelerin arasındaki evlerinin civarında hurdaları toplayıp eskicilere sattılar bazen. Bazen tam yemek saatinde komşuya misafirliğe gittiler.

“Vakitsiz çiçek aç, sana kış düşsün.”

Deli Kamile’nin deli kızı. Delilik tarihi daha lise yıllarında Trabzon’un sıra dışı kızı olmasından başlıyor. Arkadaşları entarileriyle girermiş denize. O mayosuyla. Karadeniz’e entariyle, elbiseyle girmekten daha büyük delilik var mı? Karadeniz alıp alıp gitmiş yaşıtlarını. Delilik, bu deliliği yapmayan Aysel’e kalmış. Karadeniz’de bir

Ütopyadan distopyaya düşebiliriz: Sadık Usta’nın temkinli iyimserliği

Yeni kitap hazırlıkları içinde çalışmalarını sürdüren sosyalist yazar Sadık Usta, Türkiye’nin çok zor bir süreçten geçtiğini, ancak özellikle Türkiye aydınının ütopyacı geçmişinden de güç alarak ve dünyada değişen güçler dengesini iyi değerlendirerek bir dağılma kaderini boşa düşürebileceğini belirtti. İçinde bulunduğumuz karanlıktan ancak devrimci