1789 Fransa, 1917 Rusya, 1923 Türkiye ve bugün: Devrimci dalga
ORHAN GÖKDEMİR
Cumhuriyet bir seraptı. İnsanlığın çocukluk çağında görüldüğü ama inanılmadığı vakidir. Atina’da demokratikti, Roma’da aristokratik olmuştur. Ama her durumda köleler ve kadınlar dışındaydı. Genel-eşit bir yurttaşlık yoksa cumhuriyet mümkün değildir. Ama bir düş, bir serap olarak böyle başladı.
Halktan aldığı güçle ve devrimci bir biçimde ortaya çıkması 1789’da Fransa’dadır. Büyük Fransız Devrimi, devrimci cumhuriyettir. Genel ve eşit bir yurttaşlığın ortaya çıkması onunla birliktedir. Ancak orada da kadınlar dışındadır. Eşitlenmeleri zamanla mümkün olacaktır. Gençliğine veriyoruz.
1789’da bir çağı kapattık ve aynı anlama gelmek üzere monarşileri yıktık. Artık kral ve tabii aristokratlar, kilise babaları yönetmeyecekse yönetmenin bir yolunu bulmalıydık. “Halk yönetsin” fikri öyle çıktı.
Peki ama halk nasıl yönetsin? Bir meclis oluşturmalıydık, bir seçim yapmalıydık, bütün bunları kurala bağlayacak temel bir yasa metni, anayasa, oluşturmalıydık.
Peki halk kim? Yurttaş olanların toplamı. Yurttaş kim? Aklı hür, vicdanı hür yeni insan.
Yurttaşın özgürlüğünün şartları var haliyle. Dinle düşünmeyecek ve inancına kilise karar vermeyecek. Günlük hayatı din tarafından kontrol edilmeyecek. Laikliği de öyle icat ettik. Laiklik inanç özgürlüğü için değil, insanın inancına kurumsal din karar vermesin diye ortaya atıldı. İnsanı Katolik kilisesinden özgürleştirmektir laiklik. Doğum-ölüm kayıtlarını kilisenin elinden aldık. Evlenme akdini komünün yetkesine verdik. Takvimi değiştirdik. Papazları ahır temizlemeye gönderdik ki bir işe yarasınlar. Yurttaşın ortaya çıkması için din adamlarına bir ayrıcalıklarının olmadığını öğretmemiz gerekiyordu. Din kamu yaşamından kapı dışarı edilmeliydi ki yurttaş ve tabii halk ortaya çıksın.
Bütün bunlar ilk büyük devrimimizin icatlarıdır. 1789 pek çok icat ortaya çıkarmıştır, hepsi bizimdir.
1848’de, o icatları birlikte yaptığımız burjuvazi devrime sırtını döndü, tepelemeye kalkıştı. 1871, Paris Komünü, onlara cevabımızdır. Komün de, belediye, öyle ortaya çıktı. Şehri, şehir ahalisinin yönetmesidir esası. Monarşide olmayacak işlerdendir. Yıkarak, kırarak, el koyarak ilerledik, yeni bir yol açtık, iktidarı ve insanı dönüştürdük.
Bu yarattığımız devrimci dalganın özet tarifidir. 1789’da insan radikal bir biçimde değişmiştir. Daha doğrusu ilk defa fikri hür, vicdanı hür insana dönüşmüştür. İnsan devrimle ortaya çıkan yeni bir türdür.
Bugün hâlâ o devrimci dalganın halesindeyiz. 1789 insanı ayaktadır. Bizim cumhuriyetimiz de o halenin içindedir. Devrimci dalganın üzerindeki her şey birbiriyle bağlantılıdır. 1789, tarihte ilk defa, bizi büyük insanlık ailesi olmaya yaklaştırmıştır. Devrim birleştiricidir, birleştirmiştir.
***
1789’un, 1917’nin, 1923’ün rüzgârındayız hâlâ; fikrimizi ve umudumuzu onlardan aldık. Kul olmamayı onlardan öğrendik. Halk olmayı, meclis kurmayı, anayasa yapmayı, boyun eğmemeyi onlara borçluyuz. Cumhuriyet halk oluşumuz, insanlık tarihindeki en devrimci buluşumuz.
Yükseldi ve düştü, kuruldu ve yıkıldı. Med-cezirli cumhuriyet yürüyüşümüzün cilveleridir. Kahramanı yoksullar olan fikri hür, vicdanı hür bir çağın özetidir bu. Bizi var eden o kuvvetli rüzgâr ve yarattığı dalgadır. İzindeyiz, yürüyoruz.
Cumhuriyet bir fikir, cumhuriyet bir rüzgâr, cumhuriyet bir umut. Zenginlerin değil yoksulların, zalimlerin değil ezilenlerin fikri, rüzgârı, umudu…
Biliyoruz, düşmüştür, artık halka yeni bir cumhuriyet gerek…
Çünkü halk ve cumhuriyet bir bütünün iki yarısı. Halk olmalı ki cumhuriyet olsun. Cumhuriyet olmalı ki halk ortaya çıksın. Halksız bir cumhuriyet veya cumhuriyetsiz bir halk düşünemeyiz. Cumhuriyet, aydınlıkta esen bir rüzgâr, insanın boyun eğmekten vazgeçişi, omuz omuza gelişi, insan olma yolunda ilerleyişi. Cumhuriyet insanın “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik” için, birlikte ilk ayağa kalkışı. Aklını kendine kılavuz yapışı. Akıllı insan, cumhuriyetin ilk şartı. Önünde ve sonunda özgür bir insan ve bağımsız bir halk var.
Halk cumhuriyetle buluştuğunda vatan da tarihin şafağında parıldar. Çünkü bir ailenin, bir zümrenin, bir sınıfın el koyduğu, mülk edindiği toprak vatan değildir. Mülkün vatana, monarşinin cumhuriyete dönüşmesinin kaynağında halkın çürümüş bir düzene karşı o ayağa kalkışı var. Vatan, halkın el koyduğu topraktır.
Laikliğin kaynağı, eski düzenin meşruiyetini dinden alıyor olması. Kilise ve saray el ele verip tebaasını dinle uyuttu. Dinle uyuttukları halkı elbirliğiyle soydular, sömürdüler. O nedenle dini yargıya ve dini eğitime son vermek cumhuriyetin olmazsa olmazlarından. Kulluktan kurtulmanın tek yoludur laiklik. Yurttaşa, vatandaşa laiklikle böyle ulaşıyoruz.
***
Hepsinin önünde devrim var. Cumhuriyet cemaatleri, tarikatları, kurumsallaşmış dini, aristokrasiyi, monarşiyi dağıtıp, onlardan geriye kalanlardan bir yeni halk yaratmaya koyuldu. 1789’da Fransa’da, 1917’de Rusya’da, 1923’te Türkiye’de olanın özeti budur.
Paris’te, Bastille’i basmak üzere meydanda toplananlar yeni bir halk olmuştu. Moskova’da, Kızıl Meydan’da toplanıp Çarı kovalayanlar artık yeni bir halktı. Sivas’ta, yoksul Ankara’da toplanıp işgalcilerin üstüne yürüyenler, sultanı kovalayanlar, halifeyi alaşağı edenler artık ne kuldu ne mürit. Onlar da halktı.
Sonra burjuvazi devrimini cami avlusuna terk edip kaçtı, cumhuriyet yıkıldı. Vatanı kendi mülkü sanan sultan özentileri türedi. Papazlar, imamlar yine kılıç kuşandı.
Sebebi basit, devrimci döneminde içine sızan sermaye sınıfı ona rengini vermeye başladı çünkü. Cumhuriyetin yarattığı yeni insandan korktular. Köy enstitülerinden, soldan kaçtılar. İmam hatiplerle, tarikatlarla halkın bu yükselişini engellemeye kalkıştılar. Anayasası rafta. Meclisi bir ölü kabuktan ibaret. Devasa bir saray oturttular başkentinin orta yerine. Milli eğitimi dağıttılar, yargıyı kapı kulu yaptılar. Tarikat fareleri cirit atıyor ortalıkta.
Karşı devrim, cumhuriyetle halk olmuş kalabalıkları yeniden ümmet yapmaktır. Devrimde insan ve halk, karşı devrimde ümmet ve kul var.
Dediğimiz sade: Yeniden ümmet yapılmaya çalışılan halkımızı ayağa kalkmaya, yeniden halk olmaya, “kul olmayacağız” demek için yan yana gelmeye çağırıyoruz. İnsan olmak ve insan kalmak için bir yeni cumhuriyet arıyoruz.
***
Katettiğimiz uzun bir yol var. 1789’un izinden gittik. 1876’da bir avuç aydınımız kol kola girip anayasa ilan ettirmeyi başardı. Padişah’a yetkilerini devretmeyi kabul ettirdik. Arkasından meclis ve seçim geldi. Niteliğinden bağımsız büyük işlerimizdendir.
Ama sonra istibdat geldi, meşrutiyet düştü. Olabilir, kesintisiz sürdüğü vaki değildir. Unutulmasın, ilk cumhuriyet de kısa sürdü, sonra Napolyon geldi monarşiyi hortlattı.
Ama cumhuriyet bulaşıcı bir fikirdir. Her fırsatta yeniden doğar, başkaldırır.
Bizim monarşimiz de ikinci kez yıkıldı, diktatör Hamit’i devirdiler ve anayasayı raftan indirdiler. Sonra seçim yapıldı ve meclis kuruldu. Bütün bunlar bizim, halkımızın devrimci işleridir. Hiçbirini küçümseyemeyiz, eksikliklerine bakarak bir tarafa bırakamayız. Cumhuriyet tarihimizin köklerinde birinci ve ikinci meşrutiyet var. Cumhuriyetten önce hürriyet var. Cumhuriyete hürriyet için çarpışa çarpışa ulaştık. Hürriyetsiz cumhuriyet imkânsızdır.
Sonra bizim cumhuriyetimiz de 1789’de ne yapıldıysa onları yaptı. Meclise dayandı, seçimi bir kural haline getirdi, laikliği vazgeçilmez bir ilke ilan etti. Yurttaşın, halkın ortaya çıkması için bunlar şarttı. “Türk halkı” varlığını laik cumhuriyete borçludur.
O da kısa sürmüştür, kurucuları iktidarı Celal Bayar’a ve ülkeyi ABD’ye teslim ettiler. Bu şartlarda laik cumhuriyetin de yaşaması imkânsızdı. Yıkılmıştır.
Devrim, ümmeti yurttaşa çevirme işi ise karşı devrim de yurttaşı ümmete çevirme işidir. İçinden geçiyoruz.
Ancak hâlâ devrimci dalgadayız, yurttaştan ümmet yaratma girişimi bir ham hayaldir. Yapabildiklerini topluyoruz: laik cumhuriyeti yıktılar ve yurttaşlığımız tartışılır hale getirdiler. Karşı devrim yürürlüktedir.
Tabii dalgada olmakla birlikte yıkılmayacak bir cumhuriyeti yeniden kurma görevimiz var. El koyma işimizi yeniden hatırlama ve devrimci bir biçimde uygulamakla başlamalıyız. Unutulmasın, kralların, sultanların vatanı yoktur, onların mülkü vardır. Vatan, halk onların mülküne el koyunca ortaya çıkar. El koyduk ve vatan ilan ettik, geri aldılar ve artık vatansızız.
***
Haliyle geriye bakıyoruz, yeniden tarif ediyoruz. Sert bir mücadeledir ve müsamahaya yer yoktur. Az cumhuriyetçilik mümkün değildir, cumhuriyet ya vardır ya yoktur. Özgürlükçü laiklik imkânsızdır; laiklik dine özgürlük değil dinden özgürlüktür. Sizin inancınıza kalabalığın inancı yön vermeyecek, esası budur. Cami önünde basın açıklaması yaparak laiklik mücadelesi veremezsiniz. Seçimsizleştirmeyi “sandık sandık” diye tepinerek durduramazsınız. Sizi tokatlayan karşı devrime diğer yanağınızı göstererek engel olamazsınız. Devrim İsa sabrı değil Robespierre kararlılığı ister.
Programımız belli; bizden çaldıklarını geri alacağız ve vatanı yeniden ortaya çıkaracağız.
1789’da kurduk, beş kere yıkılmış ve beş kere yeniden kurulmuştur. 1917’de kurduk, yıkıldı, yeniden kurulacağını biliyoruz. 1923’de kurduk, yıkıldı, yine kurarız.
Yalnız daha eşitlikçi bir cumhuriyet ihtiyacı tartışmasızdır. Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar, her şey, yeniden el koyanların olmalıdır. Yıkılmayacak devrimci bir cumhuriyete giriş olarak not ediyoruz.
Yıkıldı, yıkarlar; kurduk, kurarız; daha iyisini ve bir daha yıkılmayacak bir biçimde. Devrimci dalgadayız, cumhuriyetten geliyoruz, cumhuriyete gidiyoruz.
GÖRSEL: ÖMER YAPRAKKIRAN