October 2, 2026

Tekin Yayın Dağıtım San.Tic.Ltd.Şti

Mimar Sinan Mah. Atlas Çıkmazı Sk. No:7 Üsküdar/İstanbul

Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Elif Akkaya

Telefon

0216 323 20 20

E-mail

info@tekinyayinevi.com.tr

Website

Tekin Yayınevi

Teknik Sorumlu

Tetris Teknoloji
Manşet Tüm Yazılar

Epstein: Bir Sınıf Değil, Bir Enstrüman

Epstein: Bir Sınıf Değil, Bir Enstrüman

ÖZCAN BUZE

Eylül 2007, Florida’nın güney bölgesi. Federal savcılıkta kapsamlı bir iddianame taslağı hazır bekliyor. Taslak hiçbir zaman mahkemeye gitmeyecek. Onun yerine Başsavcı Alexander Acosta’nın ofisi, sanığın avukatlarıyla bir kovuşturmama anlaşması imzalıyor. Jeffrey Epstein eyalet mahkemesinde iki fuhuş suçlamasını kabul edecek, on sekiz aylık cezanın on üç ayını gündüzleri dışarıda çalışmasına izin verilen bir düzenle geçirecek, cinsel suçlu olarak kayda geçecek. Bunlar bilinen maddeler. Asıl ağırlık, metnin ortasına iliştirilmiş kısa bir cümlededir. Birleşik Devletler, Epstein’ın “olası suç ortaklarından” hiçbirine cezai kovuşturma açmayacaktır. Dört kadının adı örnek olarak sayılır, arkasından kilit ifade gelir: “Bunlarla sınırlı olmaksızın…”1

Bu cümle tek bir zanlının bile adını anmaz. Anmasına gerek yoktur. Yıllar sonra Adalet Bakanlığı’nın kendi iç denetimi bile hükmü “sorunlu” bulacak, savcıların dava kapsamı üzerinde ciddiyetle düşündüklerine ilişkin hiçbir kanıta rastlamayacaktı.2 Düşünmeye gerek görülmemişti, çünkü korunanların kim olduğu herkesçe biliniyordu. Adı konmamış bir sınıf, bir hukuk metnine böyle girdi, belirsiz bir çoğulun arkasına saklanarak…

Bu yazının sorusu, o çoğulun adıdır.

BİR DEYİMİN CAZİBESİ

Son iki yılda Adalet Bakanlığı dosyaları parça parça açıklandıkça “Epstein sınıfı” deyimi Amerikan siyasetinden sol basına sıçradı. Cazibesi anlaşılır. Bir adada, bir malikânede, bir özel jette buluşan bir avuç zengin ve güçlü insan; tek bir adla anılan, tek bir suçla lekelenmiş bir çevre. Öfkeye hazır bir hedef sunuyor, üstelik kulağa sınıf savaşı gibi geliyor.

Gelgelelim kulağa gelmek başka, olmak başka. Tek bir kişinin adını taşıyan toplumsal kategori kavramsal bir çelişkidir; Epstein ne bir sınıf olabilir ne de bir sınıfın adı. Deyim dikkati ilişkiden kişiye, yapıdan skandala çeker. Daha kötüsü, gizli bir reçete taşır: Sorun ahlaksız bir çevreyse çare onun tasfiyesidir, tasfiyeyi de ancak devlet yapabilir. Böylece Florida’da o bağışıklık hükmünü imzalayan aygıttan kendi efendilerini yargılaması beklenir. Kurda koyun emanet etmenin siyasal biçimi budur.

SINIF NEYE DENİR?

Önce kavramı yerine oturtmak gerekiyor, çünkü bütün tartışma onun ekseninde dönüyor. Sınıf, bir insanın cebindeki paraya, oturduğu semte ya da davet edildiği salonlara göre belirlenmez. Belirleyici olan, toplumsal üretim sürecinde tutulan konumdur; bu konum da üç soruyla saptanır. Üretim araçları kimin mülkiyetinde? Emek gücünü kim satıyor, kim satın alıyor? Emeğin yarattığı artı değere kim el koyuyor ve o fazla nasıl bölüşülüyor? Fabrikanın, tarlanın, veri merkezinin sahibi ilişkinin bir ucunda durur; orada ücret karşılığında çalışan öteki ucunda.

Servet bu yüzden tek başına hiçbir şey söylemez. Piyangodan büyük ikramiye kazanan bir tornacı, parayı yastık altında ya da vadeli hesapta beklettikçe zengin bir tornacıdır, kapitalist değil. Yıldız bir futbolcunun yıllık kazancı orta boy bir fabrikanın cirosunu aşabilir; kulübüne emek gücünü satmayı sürdürdüğü müddetçe sözleşmesindeki sıfırlar onu işverene dönüştürmez. Tersinden bakalım: İflasın eşiğindeki küçük bir atölye sahibinin bankada tek kuruşu olmayabilir, ama birkaç işçi çalıştırdıkça ilişkinin öbür ucundadır. Zenginlik ile yoksulluk bölüşümün sonuçlarıdır; sınıf ise o bölüşümü doğuran ilişkinin adı.

Aynı ayrım paranın kendisi için de geçerlidir. Kıpırdamayan para henüz sermaye değildir. Kasadaki altın, sandıktaki nakit, hareketsiz bekleyen birikim birer servet yığınıdır; Marx bunlara istif der. Ancak dolaşıma girdiğinde, emek gücü ve üretim araçları satın alıp bunlarla üretilen metaların satışından başlangıçtakinden büyümüş olarak geri döndüğünde o sıfatı kazanır. Formül kısadır: Para, meta, daha çok para. Aradaki farkın kaynağı ödenmemiş emektir. Mevduatı canlandıran da hesap sahibi değil, onu krediye bağlayıp bu çevrime süren bankadır. Sermaye bir nesne değil bir devinimdir; durduğu an kendi olmaktan çıkar.

Bu iki ölçüt, üretimdeki konum ile paranın dolaşımdaki işlevi, Epstein tartışmasının iki yanlış ucunu ayıklamaya yeter. Bir kişi bir sınıfın üyesi olabilir. Bir sınıfın kendisi olamaz, ne kadar zengin, ne kadar ünlü, ne kadar kirli olursa olsun… Sınıf bir ilişkidir ve hiçbir ilişkinin tek bir ucu yoktur.

KARŞI REFLEKS: “SINIF YOK, HİZMETKÂR VAR”

Deyime yöneltilen haklı eleştiri, solun bir kesiminde yanlış bir sonuca bağlandı. Bu okumaya göre Epstein egemen sınıfın üyesi değil, uşağıydı: Milyarderlere vergi danışmanlığı, aracılık ve pezevenklik hizmeti satan, gerektiğinde gözden çıkarılan bir hizmetli. Kanıt olarak da servet karşılaştırması gösterilir. Epstein’ın öldüğünde bıraktığı yaklaşık 578 milyon dolar, en büyük müşterilerinin milyarları yanında devede kulaktır.

Bu kanıt, onu ileri sürenlerin kendi ölçütünü çiğner. Sınıfın servetle değil üretim ilişkisiyle tanımlandığını söyleyen biri, bir adamın sınıf dışında kaldığını servetinin küçüklüğüyle ispatlayamaz. Ölçüt servet değilse azlığı da çokluğu da hükümsüzdür; 578 milyon ile milyarlar arasındaki mesafe bir zenginlik farkıdır, sınıf farkı değil. Sorulması gereken başkadır: Bu para nereden geldi, nereye gitti? Forbes’un kayıtlara dayanan dökümüne göre Epstein’ın iki ana şirketi 1999–2018 arasında 800 milyon doları aşan gelir elde etti. Bunun 490 milyonu hizmet bedeliydi, 310 milyonu yatırım getirisi.3

İki kalem iki ayrı ilişkiye işaret eder. Birincisi, başkalarının mağazalarında, fabrikalarında ve fonlarında sömürülen emekten aracının hanesine düşen kısımdır. Tutarı ne denli kabarık olursa olsun sahibini kapitalist yapmaz; futbolcunun sözleşmesi de yapmıyordu. İkincisinin hikâyesi başkadır. O 310 milyon, adamın kazandığını kasada bekletmeyip fonlara, girişimlere, borsalara sürdüğünü, yani dolaşıma sokup çoğalmaya bıraktığını gösterir. Kazancın üçte birinden fazlası bu yoldan geliyordu. Epstein bu ölçüde bir para-kapitalistiydi: Üretim sürecinin dışında durup artı değerden faiz ve kâr payı biçiminde hisse alan, burjuvazinin finans kesiminin tâbi ama sahici bir üyesi.

İki hata böylece aynı noktada buluşur. Popülist deyim sınıfı bir kişiye indirger. Karşı refleks ise sınıfı reddeder ama yerine bir ad koymaz. Birinde efendi kaybolur, ötekinde efendinin adı. Soru hâlâ ortadadır: Epstein bir enstrümandı, peki kimin elinde çalıyordu?

ENSTRÜMAN DEFTERİ

Parayı izlemek, burada sınıfı izlemek demektir.

Defterin ilk sayfasında Leslie Wexner var: Victoria’s Secret’ın ana şirketi L Brands’in kurucusu, bir ticaret tekelinin sahibi. Wexner 1991’de Epstein’a işlerinde vekâletname verdi. Manhattan’daki konak, özel jet ve servetin çekirdeği büyük ölçüde bu ilişkiden doğdu. Forbes’un hesabıyla Epstein’ın Wexner’dan aldığı ücret 200 milyon dolar civarındadır.3

İkinci sayfa özel sermaye fonlarının dünyasıdır. Apollo Global Management’ın kurucu ortağı Leon Black, 2012–2017 arasında Epstein’a vergi ve miras planlaması adı altında 170 milyon dolar ödedi. Senato Maliye Komitesi’nin dört yıllık soruşturması, bu tutarın Black’in öteki danışmanlarına ödediği ücretleri kat kat aştığını, kimi yıllarda ortada yazılı bir sözleşme bile bulunmadığını saptadı. Black’in kendi avukatları, Epstein’a mal edilen buluşlardan birinin aslında başka danışmanlardan çıktığını kabul etti.4 Ödenen para uzmanlığın bedeli değildi. Öyleyse neyin bedeliydi? Aynı Black, 2023’te Virjin Adaları hükümetine 62,5 milyon dolar ödeyerek oradaki olası kovuşturmalardan bağışıklık satın aldı.5 Florida’da devletin bedavaya verdiği dokunulmazlığı adalarda parayla aldı.

Üçüncü sayfa bankalarındır. JPMorgan, Epstein’ı 2008 mahkûmiyetinden sonra beş yıl daha müşteri olarak tuttu; ilişkiyi bankanın üst yöneticilerinden Jes Staley yürütüyordu. Banka 2023’te mağdurlarla 290 milyon, Virjin Adaları’yla 75 milyon dolarlık uzlaşmaya vardı. Epstein’ı 2013’ten sonra devralan Deutsche Bank da mağdurlara 75 milyon dolar ödedi.6 Senato soruşturması, büyük bir bankanın Epstein’a yapılan 170 milyon doları aşkın ödemeyi yasal bildirim yükümlülüğüne rağmen yedi yıl gecikmeyle, o öldükten sonra bildirdiğini de ortaya koydu.5

Enstrümanın ne çaldığı da bu defterden okunur. Birincisi, servetin vergiden korunarak ve bölünmeden kuşaktan kuşağa aktarılması: Miras mühendisliği, vakıf yapıları, Virjin Adaları’nda vergi muafiyetli şirketler, Britanya Virjin Adaları’nda paravan ortaklıklar. İkincisi, bağ: Devlet personelini, akademiyi, istihbarat çevrelerini ve sermaye sahiplerini aynı sofraya oturtan, o sofrayı da suç ortaklığıyla mühürleyen bir ağ. Suç ortaklığı bir üretim ilişkisi değildir, kimsenin sınıf konumunu belirlemez. Gelgelelim bir sınıfın iç bağlarını pekiştiren bir harç olabilir.

DİJİTAL KANAT

Defterin son sayfaları, Epstein’ın kendi sermayesini nereye koyduğunu gösterir. “Hizmetkâr” tezi burada çöker, çünkü uşak efendisinin fonuna ortak olmaz.

2015 ve 2016’da Epstein, Peter Thiel’in kurucu ortağı olduğu risk sermayesi firması Valar Ventures’ın iki fonuna 40 milyon dolar koydu. Fonların portföyünü finans teknolojisi şirketleri oluşturuyordu: Uluslararası para transferi, dijital bankacılık, muhasebe yazılımı. Bu pay 2025’e gelindiğinde 170 milyon dolar değerine ulaşmış, Epstein mirasının en büyük tekil varlığı hâline gelmişti.7 Aynı adam 2014’te kripto para borsası Coinbase’e de 3 milyon dolar yatırmıştı.8

O yıllarda eski İsrail başbakanı Ehud Barak’la birlikte Reporty adlı bir girişime ortak oldu. Şirketin sonraki adı Carbyne’dı. Kurucu kadrosu İsrail’in sinyal istihbaratı birimi 8200’den geliyordu; ürünü de acil çağrı merkezlerine arayan kişinin konum verisini, görüntüsünü ve sesini aktaran bir platformdu. Epstein’ın parası, Barak’ın kurduğu ortaklığa Britanya Virjin Adaları’nda kayıtlı Southern Trust üzerinden aktı.9 Thiel’in Founders Fund’ı 2018’de şirketin 15 milyon dolarlık yatırım turuna öncülük etti. Epstein’ın, Barak’ın girişimini Thiel’in çevresine taşımak için yıllarca yazıştığı artık belgelerle sabittir.10

Araştırma altyapısı da bu haritanın parçasıydı. Epstein, MIT’ye 2002–2017 arasında 850 bin dolar bağışladı. Paranın bir kısmı MIT Medya Laboratuvarı’na ve yapay zekâ öncüsü Marvin Minsky’ye gitti. Laboratuvarın müdürü Joi Ito kendi özel girişimleri için ayrıca 1,25 milyon dolar aldı.11

Tabloyu birleştirelim. Aracının ücretini ticaret tekeli ile özel sermaye fonu ödüyor, hesabını büyük bankalar tutuyor, kendi sermayesi finans teknolojisine, gözetim altyapısına ve dijital araştırmaya akıyor. Epstein’ın defteri tek tek kişilerin değil, bir bileşimin kesitidir.

GÜNAH KEÇİSİ

Eski İbranilerin Kefaret Günü’nde başkâhin iki elini bir tekenin başına koyar, topluluğun bütün günahlarını hayvanın üzerine sayıp dökerdi. Ardından onu çöle salardı. Kabahatler onunla birlikte uzaklaşır, obanın çadırları arınmış olarak yerinde kalırdı. Epstein dosyasının kamuoyundaki seyri bu eski ayinin modern bir tekrarıdır.

Defterdeki isimlere bir kez daha bakalım, bu kez akıbetleriyle. Wexner hiçbir suçlamayla karşılaşmadı. Black, Apollo’daki koltuğunu bıraktı, Virjin Adaları’ndaki dokunulmazlığını da çekle satın aldı. JPMorgan ile Deutsche Bank yüz milyonlarca dolarlık uzlaşmalar imzaladı; ödenen para bankaların kasasından çıktı, tek bir yöneticinin özgürlüğünden kesilmedi. Staley’nin payına düşen, Britanya’da finans sektörünün üst kademelerinden men edilmek oldu. Florida’daki hüküm, adı anılmayan ortakları zaten baştan güvenceye almıştı. Bedeli şahsen ödeyenler aracılar oldu. Epstein 2019 yazında, federal yargılamayı beklerken hücresinde öldü; yıllar boyunca yanından ayrılmayan Ghislaine Maxwell 2022’de yirmi yıl hapse mahkûm edildi. Dosya, kamuoyunun gözünde, fiilen bu iki adla kapandı.

Günah keçisi mekanizması böyle işler. Bir sınıfın on yıllar boyunca biriktirdiği cürümler, vergiden kaçırılan servetler, kayda geçmeyen transferler, satın alınan sessizlikler ve istismar, tek bir adamın sırtına yüklenir. Adam hepsini işlemiş gibi, üstelik tek başına işlemiş gibi sahnelenir. Sonra harcanır. Keçi çöle gidince çadırlar temize çıkar. Epstein’ın kişisel ahlaksızlığı, onu istihdam edenlerin suçunu ne açıklar ne de küçültür; efendiler onu hem kullandı hem de düştüğünde arkalarında bıraktı.

“Epstein sınıfı” deyimi bu ayini farkında olmadan kutsar. Sürüye tekenin adını vermek, kabahati sürüden alıp tekeye yüklemenin dildeki karşılığıdır. Bu sözü ağzına alan, öfkesini egemenlere yönelttiğini sanır. Oysa bir sınıfı, onun uğruna kurban edilmiş birinin adıyla anarak tam da efendilerin ihtiyaç duyduğu işi görür: Suçu kişiselleştirir, kişiyle birlikte toprağa verir. Epstein’ın mezarı, sahiplerinin mazeretidir.

İKİ FRAKSİYONA BİRDEN HİZMET

Dosyaların bugünkü kullanımı da aynı sonuca götürür. Açıklanan her yeni belge paketi, MAGA sağı ile liberal düzen arasında bir mermiye dönüşüyor. Taraflardan her biri aracıyı ötekinin patronlarına bağlamaya çalışıyor. Bunu yapabiliyorlar, çünkü malzeme iki cephede de bol: Epstein’ın uçuş kayıtlarında Bill Clinton’ın adı yirmiden fazla kez geçer, Donald Trump’la dostluğu on beş yıla yakın sürmüştür.

Bir enstrüman iki fraksiyona aynı anda hizmet ediyorsa, sahibi fraksiyonlardan biri olamaz. Onun sahibi, fraksiyonların üstündeki ortak sınıftır. Epstein’ın Demokrat bağışçıyla Cumhuriyetçi bağışçıyı, Wall Street’i Silikon Vadisi’yle, İsrail istihbarat çevresini Amerikan özel sermayesiyle aynı masada buluşturabilmesi, bu kesimlerin ayrı sınıflar değil tek bir bileşimin parçaları olduğunu gösterir. Dosyalar üzerindeki savaş, o bileşimin iç hesaplaşmasıdır. İşçi sınıfının orada taraf tutacak bir çıkarı yoktur. Ne var ki savaşın dumanı arasından sızan belgeler, bileşimin kendisini çıplak gözle görülür kılıyor. Onları okumak da bizim işimiz.

SINIFIN ADI

O halde bağışıklık hükmündeki belirsiz çoğula adını verebiliriz. Enstrümanın sahibi, dijital altyapı sermayesini de içine alan finans kapitaldir.

Lenin’in klasik tanımında finans kapital, banka sermayesiyle sanayi sermayesinin kaynaşmasıydı; bu kaynaşmanın üzerinde de bir finans oligarşisi yükseliyordu. Yirmi birinci yüzyılda bileşime üçüncü bir unsur eklendi: Veri merkezlerinden bulut altyapısına, ödeme sistemlerinden gözetim platformlarına uzanan dijital sabit sermaye. Bu unsur eski bileşenlerin karşısına dikilmiş yeni bir egemen sınıf değil, onlarla iç içe geçmiş bir kesimdir. Aynı varlık yöneticileri hem bankaların hem özel sermaye fonlarının hem de Büyük Teknoloji tekellerinin en büyük hissedarları arasında yer alır. “Tekno-feodalizm” gibi, dijital sermayeyi finanstan kopmuş bağımsız bir efendi olarak sunan tezler bu iç içeliği görmezden gelir.

Epstein’ın defteri bu bileşimin küçük ama keskin bir kesitini verir. Özel sermaye fonu, ticaret tekeli, iki büyük banka, finans teknolojisi fonu, kripto borsası, gözetim girişimi, üniversite laboratuvarı. Bunlar ayrı dünyalar olsaydı, tek bir aracı hepsine kesintisiz hizmet edemezdi. Edebildi, çünkü hepsi aynı sınıfın organlarıydı.

SONUÇ: BELİRSİZ ÇOĞULUN ADI

Florida’daki savcılar 2007’de bir isim listesine ihtiyaç duymadılar. “Olası suç ortakları” demek yetti. Neyi koruduklarını, kimin işini gördüklerini gayet iyi biliyorlardı; belirsizlik, metni okuyacak olanlar içindi.

Deyimin kendi yolculuğu da aynı dersi verir. “Epstein sınıfı” Türkçede kendiliğinden filizlenmedi. İngilizce yayın dünyasında, kendini anti-emperyalist ya da sosyalist sayan yorumcuların programlarında yerleşti, oradan çevrilip buraya taşındı. Merkez ülkelerin egemen medyası çeperin gündemini tayin ettiği gibi, muhalefetinin dilini de kalıba döküyor. Emperyalizme karşı konuşurken onun kavram ihracatını gümrüksüz içeri almak, bağımlılığın en sessiz biçimidir.

Solun görevi o çoğulu kişi listeleriyle doldurmak değil, ona adını vermektir. Listeler değişir: Epstein ölür, Black görevinden çekilir, Staley Britanya’da finans sektöründeki üst düzey görevlerden men edilir. Sınıf ise yerinde durur ve yarın başka bir Epstein’a başka bir vekâletname verir. “Epstein sınıfı” diyen, tekeyi sürünün yerine koyar. “Sınıf yok, hizmetkâr var” diyen, efendiyi görür ama adını ağzına almaz. İkisi de aynı kapıya çıkar: Kol kırılır, yen içinde.

Yenin adı finans kapitaldir. Dijital altyapısıyla birlikte..

NOTLAR:

  1. Non-Prosecution Agreement, In re: Investigation of Jeffrey Epstein, ABD Florida Güney Bölgesi Federal Savcılığı, Eylül 2007.
  2. ABD Adalet Bakanlığı Mesleki Sorumluluk Ofisi (OPR), Investigation into the U.S. Attorney’s Office for the Southern District of Florida’s Resolution of Its 2006–2008 Federal Criminal Investigation of Jeffrey Epstein, Kasım 2020, s. 168.
  3. Forbes, Epstein’ın şirketlerinin gelir dökümüne ilişkin analiz, 25 Temmuz 2025.
  4. ABD Senatosu Maliye Komitesi, Başkan Ron Wyden’ın Leon Black soruşturmasına ilişkin açıklaması, 25 Temmuz 2023; Wyden’ın Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi’ne mektubu, 4 Haziran 2026.
  5. Ron Wyden’ın ABD Adalet Bakanlığı’na mektubu (Senato Maliye Komitesi), 23 Temmuz 2025.
  6. Bloomberg, 26 Eylül 2023; CNBC, 12 Haziran 2023.
  7. The New York Times, Epstein’ın Valar Ventures yatırımı üzerine haber, Temmuz 2025.
  8. Forbes, Epstein’ın Silikon Vadisi yatırımları üzerine haber, 5 Şubat 2026 (ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı yazışmalara dayanarak).
  9. Calcalist, Ehud Barak’ın iş ağı üzerine haber, Temmuz 2019.
  10. ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı Epstein yazışmaları, Aralık 2014 ve Şubat 2016 tarihli e-postalar.
  11. Goodwin Procter, MIT için hazırlanan inceleme raporu, 10 Ocak 2020.