May 27, 2026

Tekin Yayın Dağıtım San.Tic.Ltd.Şti

Mimar Sinan Mah. Atlas Çıkmazı Sk. No:7 Üsküdar/İstanbul

Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Elif Akkaya

Telefon

0216 323 20 20

E-mail

info@tekinyayinevi.com.tr

Website

Tekin Yayınevi

Teknik Sorumlu

Tetris Teknoloji
Manşet Tüm Yazılar

Tarafsızlık hurafesi: Gücün doğal düzen olarak sunumu

Tarafsızlık hurafesi: Gücün doğal düzen olarak sunumu

ÖZCAN BUZE

Tarafsızlık bir erdem değil, bir maskedir. İktidar ilişkilerinin gizlendiği yer tam da bu maskenin arkasındadır. “Tarafsız” olan, aslında zaten kurulmuş olan düzenin dışına çıkmaz, onu korur.

“Tarafsızlık” modern siyasal dilin en güvenilir görünen yanılsamasıdır. Çünkü kendisini bir konum olarak değil, bütün konumların dışında bir yer olarak sunar. Oysa “dışarı” fikri, çoğu zaman içerideki güç ilişkilerinin en rafine biçimde yeniden üretildiği noktadır.

Tarafsızlık, ilk bakışta çatışmanın üstünde durma iddiasıdır. Fakat daha yakından bakıldığında, çatışmanın nasıl tanımlanacağını belirleyen görünmez bir çerçeveye dönüşür. Bu çerçeve kurulduğu anda, hangi tarafların meşru, hangi soruların sorulabilir, hangi gerçekliklerin görünür olduğu da önceden belirlenmiş olur.

Dolayısıyla mesele tarafsızlığın varlığı değil, nasıl üretildiğidir. Çünkü tarafsızlık, çoğu durumda bir etik duruş değil, bir anlatı teknolojisidir: Hegemonya ilişkilerini, adlandırmadan sürdüren bir söylem rejimidir.

KAVRAMSAL ZEMİN: HEGEMONYA VE ÇEVRE

Tarafsızlık iddiasını anlamak için, dayandığı hegemonik zemini açığa çıkarmak gerekir. Çünkü hiçbir “nötr” söylem, tarihsel ve toplumsal güç ilişkilerinden bağımsız değildir.

Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramı burada belirleyicidir. Gramsci’ye göre, hegemonya, zorla dayatılan bir düzen değil; rıza üretimi üzerinden işleyen bir toplumsal bütünlüktür. Bu rıza yalnızca siyasal kararlarla değil, kültürel normlar, eğitim yapıları ve bilgi üretim biçimleriyle yeniden üretilir.

O nedenle “tarafsız” olduğu iddia edilen her söylem, aslında bu rızanın içinde çalışır. Tarafsızlık, çatışmanın yokluğu değil; çatışmanın hangi sınırlar içinde konuşulabileceğinin önceden belirlenmesidir.

Hegemonya yalnızca neyin söylenebileceğini değil, neyin “doğal” kabul edileceğini de belirler. Böylece belirli bir tarihsel bakış açısı evrenselmiş gibi sunulur. Tarafsızlık söylemi tam da bu evrenselleştirme operasyonunun dilsel biçimidir.

ULUSLARARASI SİSTEM VE “TARAFSIZ” AKTÖRLER

Uluslararası sistem kendisini “kurallara dayalı düzen” olarak sunar. Fakat bu kuralların evrenselliği, çoğu zaman tarihsel güç dağılımlarının sonucudur.

Birleşmiş Milletler gibi yapılar, evrensel temsil iddiasıyla kurulmuş olsa da karar alma mekanizmaları içinde yapısal asimetriler barındırır. Temsil ile güç arasındaki bu fark, “eşitlik” söyleminin fiilen nasıl sınırlandığını gösterir.

NATO gibi yapılar ise güvenlik ve savunma kavramları üzerinden kendisini meşrulaştırır. Ama hangi müdahalenin “savunma”, hangisinin “müdahale” sayıldığı sorusu, bu tür yapıların tarafsız olmadığını açık eder. Güvenlik tanımı bile coğrafyaya göre değişir.

Bu kurumlar tarafsız değildir; fakat kendilerini tarafsızlık dili üzerinden meşrulaştırır. Bu da modern uluslararası düzenin en temel gerilimidir: Güç ilişkileri açıkça konuşulmaz, normatif dil üzerinden yeniden paketlenir.

DİL, ÇERÇEVE VE MEŞRUİYET ÜRETİMİ

Tarafsızlık söyleminin en yoğun işlediği alan dildir. Çünkü dil yalnızca gerçekliği ifade etmez; onu kurar.

“İşgal”, “müdahale”, “operasyon”, “insani yardım”, “kriz” gibi kavramlar, aynı olguların farklı politik anlamlara çevrilmesini sağlar. Bu çeviri, olayın kendisinden çok onun nasıl algılanacağını belirler.

Hangi şiddetin “terör” olarak adlandırıldığı, hangi şiddetin “meşru müdafaa” sayıldığı; hangi ölümlerin görünür, hangilerinin istatistik içinde kaybolduğu, dilin kurduğu çerçevenin sonucudur.

Bu nedenle görünürlük rastlantısal değildir. Hangi olayın merkezde, hangisinin kenarda kalacağı; hangi hikâyenin tekrar edileceği, hangisinin sessizce geçiştirileceği önceden belirlenmiştir.

Tarafsızlık iddiası burada, bu seçme ve dışlama mekanizmasını görünmez kılan bir örtüye dönüşür.

ÇÖZÜM REPERTUVARI VE SINIRLAR

“Tarafsız” çözüm önerileri çoğu zaman sistemi dönüştürmekten çok, sistemi yönetilebilir kılmayı amaçlar. Bu nedenle müdahaleler genellikle sonuçlara yönelir, nedenlere değil.

Ateşkesler, insani yardım paketleri, yeniden inşa programları vb. çatışmayı üreten yapıyı sorgulamaz, yalnızca onun etkilerini düzenler. Böylece kriz ortadan kaldırılmaz, yönetilir hale getirilir.

Bu yaklaşım, “makul çözüm” sınırını da belirler. Sistemi sorgulayan her öneri “ütopik” ya da “gerçekçi olmayan” olarak dışlanırken, sistemi koruyan öneriler “tarafsız” ve “akılcı” kabul edilir.

Böylece çözüm alanı daha baştan daraltılmış olur. Soruların çerçevesi değişmeden, cevapların özgürlüğü mümkün değildir.

SONUÇ: TARAFSIZLIĞIN İDEOLOJİK İŞLEVİ

Tarafsızlık, kendisini dışarıda konumlandırarak çalışan bir ideolojik mekanizmadır. Gücünü tam da bu görünmezlikten alır.

Hegemonik düzen içinde tarafsızlık, çatışmayı ortadan kaldırmaz; çatışmayı tanımlama yetkisini tekelleştirir. Bu nedenle tarafsızlık bir denge değil, bir çerçeveleme iktidarıdır.

Sorun “tarafsız olup olmamak” değildir. Sorun, hangi gerçekliğin tarafsızlık adı altında görünür kılındığıdır. Çünkü görünürlük seçildiğinde, hakikat de seçilmiş olur.

Sonuç olarak tarafsızlık, iddia edildiği gibi bir üst bakış noktası değil, mevcut düzenin sürekliliğini sağlayan dilsel ve kurumsal bir üretim biçimidir.

GÖRSEL: ÖMER YAPRAKKIRAN

About Author

admin

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir