January 13, 2026

Tekin Yayın Dağıtım San.Tic.Ltd.Şti

Mimar Sinan Mah. Atlas Çıkmazı Sk. No:7 Üsküdar/İstanbul

Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Elif Akkaya

Telefon

0216 323 20 20

E-mail

info@tekinyayinevi.com.tr

Website

Tekin Yayınevi

Teknik Sorumlu

Tetris Teknoloji

Devrimci durumda yukarısı, ortası, aşağısı

Devrimci durumda yukarısı, ortası, aşağısı

GEORG FÜLBERTH

Bir devrimci durum, eğer yukarısı artık yapamıyorsa ve aşağıdakiler de artık istemiyorsa meydana gelirmiş. Bu cümle Lenin’e dayandırılır. O kadar makul görünüyor ki, kimse kaynağını belirtme çabası göstermiyor. O yüzden, burada da bir “Aranıyor!” bildirimi yapılmış olsun: Gönderiler redaksiyona lütfen!

Cümlenin, kendi başına alındığında gerçi dramatik bir yankısı var, ama buna rağmen yüzeyseldir. Örnek: Ne olur, eğer yukarıdakiler artık muktedir değilse, aşağıdakiler de artık istemiyor fakat aynı şekilde muktedir değilse? 1848’deki Komünist Parti Manifestosu’nda Marx ve Engels böyle bir durumda sınıfların birlikte çökmesinden söz eder. Yani bu böyle düşünülür ve kanıt göstermek zor değil: Marx/Engels, Werke (MEW) 4, s. 462.

Bir alıntı daha: Devrimcinin yükümlülüğü, devrim yapmaktır. Che Guevara. Burada da kanıtın belirtilmesi için yukarıdaki adrese başvurulması rica edilir. İradeci bir yanı var bunun. Ama önkoşul, bir devrimci durumun var olmasıdır tabii. O devrimci durum 1967’de Che Guevara’nın öldürüldüğü Bolivya’da pek yoktu, çok açık. Yapamamak ve istememek tezleriyle de bunu ne kurmak ne de yeterince tasvir etmek mümkün.

KRİZLER

Burada, ekonomik krizlere önkoşul olarak işaret etmek yardımcı olabilir. Marx önce böyle düşünmüştü. 1848 Avrupa devrimleri, Marx için 1847 krizinin sonucuydu. Bu kriz, sonunda yeni bir canlanmayla ortadan kalktığında, Marx Londra sürgününde eski devrim subaylarını, ki bunların filintaları sürekli hazırdı, şu iddiayla gerçeklik duygusunda tutmaya çalışıyordu: “Yeni bir devrim ancak yeni bir krizin sonucu olarak mümkündür. Ancak o da bunun gibi kesindir.” (MEW 7, s. 98.)

Fakat bu, kabına bir türlü sığmayan göçmenlerin aklına yatmıyordu. Daha iyi olacağı düşüncesiyle ABD’ye gittiler. Orada ateş edilmesi gereken şeyler vardı, mesela 1861’den 1865’e kadarki içsavaş. Eğer bu içsavaşın biraz devrimle ilintili olması gerekiyor idiyse, düşüncelerimiz için yeni perspektifler açılır. Buna, sonra geleceğiz.

Marx, en azından önce ekonomik kriz ile devrim arasındaki bağlantıdan vazgeçmek istemiyordu. 1857’de dünya ölçeğinde bir resesyon patlak verdiğinde bayağı bir keyiflenmişti. Engels, o süvariliğe pek meraklı adam, muhtemelen kendisini şimdi de devrimci süvarilerin başında Kara Ormanlar’dan at üzerinde geçerken ve 1849’da İmparatorluk Anayasa Kampanyası’nda delik deşik edileni telafi ederken görüyordu. Fos çıktı o iş. 1857’deki dünya ekonomi krizi hiç devrimci olmayan bir biçimde yaşandı. Marx, bizi yeni bir alıntıya yönlendiren, derin düşüncelere dalmıştı.

BİR ALINTI DAHA

“Bir toplumsal düzen, içerebileceği bütün üretici güçler yeterince gelişmeden önce asla yıkılmaz. Yeni, daha yüksek üretim ilişkileri, maddi varlık koşulları eski toplumun kucağında olgunlaşmadan önce ortaya çıkmaz. Bu yüzden, insanlık kendi önüne ancak çözebileceği sorunları çeker, çünkü yakından bakıldığında görülecektir ki, sorunun kendisi ancak onu çözebilecek maddi koşulların mevcut veya en azından oluşmakta olduğu yerde ortaya çıkar.”

Bu, Marx’ın 1859 tarihli “Siyasal İktisadın Eleştirisi Üzerine”, MEW 13, s.9, yazısında var ve bizi gerçekten daha ileriye götürüyor.

KENDİ KENDİNE AYAR

Burada kriz ve çöküşten değil, daha çok bir olgunlaşma durumundan söz ediliyor; bir toplumun kendi içinden bir başka toplum çıkardığı durum bu. O toplumun sabit bir hacime sahip olan ve aşırı basınçta patlayan bir kazan gibi düşünülmemesi gerekirdi. En azından şimdiye kadar kapitalizmin kendi iç ve dış sınırlarını sürekli genişlettiği söylenebilir. Bu sürecin birçok nedeni var. Biri, kesinlikle örgütlenmiş işçi hareketiydi, özellikle başarılı olduğunda hep otomasyona meydan okuyordu. Bir başka itici güç, rekabettir. Krizler buna dahildir: Aşılması, kapitalizmi zahmete sokuyordu, ama onu sanki güçlendiriyordu da. Kapitalizmin gelişimi iç devrimlerin birbiri ardına sıralanması olarak görülebilir. Bu devrimlerin stratejik öznesi hep kapitalist sınıfın bizzat kendisi olmuştu.

Feodalizmin aşılmasında bu zaten öyleydi: Hollanda ticaret burjuvazisi 16’ncı yüzyılın ikinci yarısında İspanyol egemenliğinden kurtulmuştu, tıpkı İngiliz middle class’ının 1640 ve 1688 arasında Stuart mutlakiyetçiliğinden kurtulması gibi. Amerika Birleşik Devletleri’nde kuzeyin fabrikatörlerinin güneyin köleci tarımcılarını yere serip bütünsel bir piyasa yaratmaları gibi… Bu bütünsel piyasa İtalya ve Almanya’da burjuvazinin çıkarları doğrultusunda monarşiler yaratmıştı. Sardinya-Piemont Krallığı için Cavour ve Hohenzollern ile de Bismarck…

Bunlar orta sınıf için yukarıdan aşağıya devrimlerdi. Bu orta sınıf önce kısmen sonra tümüyle iktidara geldikten sonra kendisini sürekli öne çıkarmak zorundaydı: İkinci Sanayi Devrimi ile üretimi, Keynesçilik ile de piyasaya sürümü modernize etmişti. Üçüncü Sanayi Devrimi ile bu orta sınıf eski merkezlerde zanaatkâr sınıfının büyük bölümlerini işlerinden koparmıştı. Kurduğu internet tekelleri ve bunların müşterileri, ki bu müşteriler Microsoft ve Google’a bağımlıydılar, bu hegemonyal itibarı kabullenmişti.

Bu eski hikâye 164 yıl önce yazılmıştı: Marx ve Engels kapitalistler sınıfının portresini devrimci bir sınıf olarak çıkardı. Ancak bu sınıfın muhtemel sonunu çok erkene tarihlediler, o yüzden burada bir devamını eklemek şart oldu.

AŞAĞIDA

Yukarıdan aşağıya ve orta katmanda devrimler var, ama aşağıdan yukarıya da var: İngiliz sanayi kapitalizmi öncesindeki götürü çalışan kapitalistler ile tüccar kapitalistlerin soylulara karşı kendilerini kabul ettirmek için “Diggers” (kazıcılar) ve “Levellers”in (düzleyiciler) enerjisine, Fransız sınıf yoldaşlarının da 1789 sonrasında Jakobenlere ve Sanscullotte’lara ihtiyacı vardı. 1848 martında düşenlerin defnedildiği Berlin Friedrichshain’da sadece kol işçileri yatıyor. Hemen hemen hiçbir yerde iktidara gelmiş veya iktidarda kalmış da değillerdi bunlar. Bu 1917’de Rusya’da, 1945 sonrasında da sonuçta dünyanın üçte birinde başarılmış gibi göründüğünde, ortaya şöyle bir şey çıkıyordu: Bundan, yeni, eskisinden üstün bir toplum doğmamıştı, çünkü -yukarıya bakın- “bunların eski toplumun kucağındaki maddi varlık koşulları” henüz o kadar oluşum sürecinde bulunuyor değildi, dolayısıyla mutlaka şimdiye kadarki aşağı sınıf aracılığıyla bir yönlendirmeye ihtiyaçları bulunmuyordu.

YENİDEN Mİ?

Bu hep böyle mi olacak? Mutlaka olmak zorunda değil. Ancak krizlerin sadece kapitalist üretim tarzının aşılması açısından gözlenmesi gerekmeyebilir, hatta tersine, şu sorulabilir: Kapitalist egemenliğin yeni bir çevrimi nasıl görünebilirdi ve egemenlik alternatifsiz miydi?

Günümüzdekini alalım. Varyant I: Aşırı birikmiş sermaye, dolaşım bölümlerinde yıkıcı bir etkiye sahip. Finans piyasalarının düzenlenmesinin şart olduğuna artık kimse karşı çıkmıyor. Günün birinde bu da olacak. Ancak ortaya çıkan şu ki, rantları alışılmış yükseklikte tutmak için, ücretler ve sosyal güvenlik harcamaları üzerindeki baskı daha da artacaktır. Buna direnen her kim olursa, devrimci sayılmayacak, mülkünü koruyan, yani gerici sayılacaktır, Böyle olur da eğer bir mücadele yitirilmiş olursa -verimlilik artışını, çalışma süresini aynı ücret düzeyinde düşürmek için kullanma mücadelesi- ve bu mücadeleye tekrar girişilmezse veya istenmezse, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin en büyük iki sendikası daha çok kendi sektör sahiplerinin ihracat atağına oynamaktan yanadır.

Doğa ve kaynak bütçesinin düzenlemesinin nasıl başarılacağını bugünden kestirmek mümkün değil. Bu düzenlemeyle kapitalist ekonominin malzeme temellerinin altının oyulması engellenebilir. Belki kapitalizm içinde sonuç olarak bu alanda hiçbir şey işlemiyordur. Ancak bu, kapitalizmin böyle bir yetersizliği yüzünden aşılabilir olduğu anlamına gelmiyor, tersine, birbirine kenetlenmiş sınıfların hep birlikte çöküşü (1848 distopyası) hiç de olmayacak şey değildir.

Varyant II: Şu sistemik denilen bankalar iflasa giderse veya devlet tarafından üstlenilirse şöyle bir alternatif çıkar ortaya. Ya onarılırlar ve sonra da iyileştirilmiş olarak özel mülkiyete bırakılırlar ya da küçültülmüş halde kamu bankaları halini alırlar.

Dijital süreç inovasyonu, adeta doğa yasası gibi işyerlerini tasfiye etmez, fakat tersine bu tasfiyeyi işletmelerin kendi çalışma süresi rejimini kabul ettirdiği sürece gerçekleştirir. Eğer böyle bir mücadeleyi günün birinde kaybedecek olurlarsa işletmeler kendi silahını ona yöneltir. Bir işletme satın aldığı bir mal olan işgücünü ne sürede sömürebilir, işletmenin bu konudaki kararı, bir mülkiyet sorusunu yanıtlamış olur. Marx bunu 1864’te İngiliz 10 Saat Yasası’nı kutlarken biliyordu.

Toprak, su, hava kesin olarak Allmende (“commons”) denilen kamu ortak malı muamelesi görecek olursa, yani üretim aracı sahiplerinin dışsal maliyetleri için bir çıkış olarak görülmezse, bu sahipler, sanki öncelikle kendilerine aitmiş gibi şimdiye dek bedavaya kullandıkları bir şeyin eksikliğini hissederler.

Bu tek tek kesimlerde çeşitli olgunlaşma derecelerimiz var: Finans sektöründe görece yaygın, çalışma süresi 40 yıl öncekinden daha az gelişmiştir, sanal âlemde belirsiz, ekolojide ise hemen hemen umutsuz. Teknolojik açıdan yapılabilir olan, toplumsal olarak düşünülemez, yani imkânsız görünüyor. Tuhaf.

Marx, 1859’da: Kapitalizmin, yıkılmazsa bile, vadesi gelmiş olabilir. Devrim de öyle bir durumda, dayanılmaz koşullar nedeniyle bir patlama falan olmaz da, fırsatın bilinip kullanılması olur.

___________________________

NOT: Georg Fülberth’in bu yazısı Konkret dergisinin Mart 2012 tarihli sayısında yayımlandı. (Çev.: O. Çutsay)