January 13, 2026

Tekin Yayın Dağıtım San.Tic.Ltd.Şti

Mimar Sinan Mah. Atlas Çıkmazı Sk. No:7 Üsküdar/İstanbul

Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Elif Akkaya

Telefon

0216 323 20 20

E-mail

info@tekinyayinevi.com.tr

Website

Tekin Yayınevi

Teknik Sorumlu

Tetris Teknoloji

ABD, AB, CIA ve NATO: “Liberal demokrasi en güçlü silah”

ABD, AB, CIA ve NATO: “Liberal demokrasi en güçlü silah”

Aşağıda, hangi coğrafyada, hangi ulustan olursa olsun her yurtseverin tüylerini diken diken edecek bir söyleşi okuyacaksınız. Konuşanın bu işlere karışmış olmaktan utanç duyan, vicdani sorumluluk hissiyle itirafçı olan biri olduğu sanılmamalı. Ne yazık ki, şu sıralarda dünya çapında zincirlerinden boşanmış bir saldırganlıkla karşı karşıya bulunuyoruz. Emperyalizmin bu türden kadroları da “Biz ne istersek yaparız. Kimseye de hesap vermeyiz!” havasına girmiş bulunuyorlar. Yani okuyacağınız, utanç ve pişmanlık dolu itiraflar değil, burnu büyük bir kurmayın pervasızca, ne ülke, ne de kişisel olarak hesap vermek zorunda kalınmayacağından emin olarak yaptığı açıklamalardır.
Dahası, bu tür açıklamaların ardındaki niyetlerinden birinin, “Geçmişte yaptık, her ne zaman istersek yine yaparız!” şeklinde gözdağı vermek olduğu da düşünülebilir.


Burada söz konusu olan, Norveçli Profesör Glenn Diesen’in, George W. Bush yönetimi sırasında ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın Kurmay Başkanı olan Albay Lawrence Wilkerson [1] ile yaptığı ve 25 Nisan 2025 tarihinde internette yayımladığı bir söyleşi. Wilkerson bir saat süren bu söyleşide, ABD’nin Avrupa’da NATO ile ilgili stratejilerinin yanı sıra rejim değişikliği operasyonları ve gizli servislerin kullanımı da dahil olmak üzere tüm saldırgan, müdahaleci dış politikası ve (özellikle ilginç olan) hükümet dışı kuruluşların bu süreçteki rolü hakkında derin bilgiler vermiş.
Maike Gosch [2], bu söyleşinin bazı bölümlerini yazıya döktüğü makalesinde bu ifadelere özel bir önem atfediyor. Çünkü konuşan kişinin, bu faaliyetlerden “komplo teorisi” olarak bahseden biri olmadığına işaret ediyor. Wilkerson, Cumhuriyetçi Başkan George W. Bush’un etrafındaki ekipten çok üst düzey bir askeri yetkili ve doğrudan bunların planlanması ve uygulanmasında yer almış içeriden biri olarak konuşuyor. Şimdiye dek Rus hükümetine herhangi bir yakınlıkla suçlanmış da değil (ama hemen şu sıralarda olabilir!). Wilkerson’ın bu röportajda söylediği her şey, birçok siyasetçinin ve ana akım medyanın şu anda “Rus propagandasına hizmet etmek” olarak karaladığı şeylere benziyor.
Aşağıdaki makale Maike Gosch tarafından kaleme alındı ve 25 Mayıs 2025 tarihinde NachDenkSeiten adlı internet sitesinde yayımlandı. (https://www.nachdenkseiten.de/?p=133363)

CEMİL FUAT HENDEK

BİR DÜNYA GÜCÜNÜN MAKİNE DAİRESİNDEN

Norveçli profesör Glenn Diesen’in George W. Bush yönetimi sırasında ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın Kurmay Başkanı olan Albay Lawrence Wilkerson ile yaptığı bu söyleşiyi o kadar yerinde ve ilginç buluyorum ki, NachDenkSeiten okurlarıyla tamamını paylaşmak istiyorum. Burada sözünü ettiğim bölüm yaklaşık bir saatlik bir konuşmadan alıntıdır. Bu konuşmanın tamamı da ilginçtir, YouTube’da bulabilirsiniz (https://www.youtube.com/watch?v=fHJJDOHV9dc)

Bu röportajdaki ifadelerin neden bu kadar önemli olduğunu düşünüyorum? Lawrence Wilkerson, Washington’un NATO ittifakının genişlemesine rıza göstermelerini sağlamak için Avrupa ülkelerini nasıl kasıtlı olarak etkilediğini anlatıyor. Wilkerson’a göre, özellikle Ukrayna, Gürcistan, İskandinavya, Doğu Avrupa ve Romanya’da gizli operasyonlara da başvuruldu. Wilkerson’ın burada kendi deneyimlerinden yola çıkarak aktardıklarının çoğu, ABD ve diğer gizli servislerin, yıllardır eleştirel jeopolitik gözlemcilerin şüphelendiği faaliyetleri ve stratejileridir. Ancak burada bir katılımcı, Avrupa ülkelerindeki halkı ve politikacıları açıkça antidemokratik ve gizli servis yöntemleriyle ve sözde STK’ların yardımıyla NATO ile aynı çizgiye getirmek ve ayrıca Rusya ile bir savaşa katılmalarını sağlamak için ABD’nin 2002’den günümüze kadar olan yıllardaki strateji ve eylemlerinden bahsediyor. Bu söyleşiyi dinlerken bazen kendimi bir Agatha Christie romanında, Hercule Poirot’nun toplanan ekibe cinayetin nasıl işlendiğini anlattığı son bölümünü okuyormuş gibi hissettim. Ve birdenbire o noktaya kadar okuduğunuz ve soru işaretini tetikleyen her şey anlam kazanıyor.

Özellikle de Almanya’daki politikacıların, aktivistlerin ve entelektüellerin birkaç yıldır büyük bir saldırı altında olduğu ve hatta Alman ve Avrupa dış politikasının ABD ve gizli servisleri tarafından büyük ölçüde etkilendiğine ve Ukrayna’daki savaşın ABD’nin bir vekalet savaşı olduğuna dair şüphelerini veya inançlarını ifade ettikleri için Anayasayı Koruma Dairesi tarafından izlendikleri gerçeği ışığında, Wilkerson’ın burada ortaya koyduğu olaylar ve arka planlar son derece patlayıcı ve önemlidir.
Ama kendiniz okuyun. Röportajı yazıya döktüm, daha iyi okunabilirlik için dili biraz düzenledim ve yer yer kısalttım. Gerekli yerlerde açıklayıcı notlar veya açıklamalar ekledim:

SÖYLEŞİ

Profesör Glenn Diesen, Albay Lawrence Wilkerson’a, ABD’nin İsveç ve Finlandiya’yı, bu ülkelerdeki nüfusun çoğunluğu onlarca yıldır üyeliğe karşı ve tarafsızlıktan yana olmasına rağmen, tarafsızlıklarından vazgeçip NATO üyesi olmaya nasıl ikna ettiğini sorarak başlıyor söyleşisine.

Lawrence Wilkerson: Bunu biliyorduk ve hâlâ da devam etmekte olan büyük çabalar sarf ettik. Çabalarımız 2002’de, benim hükümetim döneminde ve Jens Stoltenberg ile birlikte olanca gücüyle başladı. Jens Stoltenberg’in NATO’nun yeni genel sekreteri olmasını istiyorduk ve bunu başarmaya kararlıydık. [Türkçeye çevirenin notu: Jens Stoltenberg (Doğ.: Oslo, 16.03.1959) Norveçli sosyal demokrat bir siyasetçi ve İşçi Partisi üyesidir. 2000-2001 ve 2005-2013 arasında Norveç Başbakanı, 2014-2024 arasında NATO Genel Sekreteri idi. Şubat 2025’den bu yana da Norveç Maliye Bakanı!]
Glenn Diesen: Neden?
Lawrence Wilkerson: Neden mi? Çünkü onun bizim adamımız olduğunu biliyorduk. Ondan yapmasını istediğimiz şeyleri yapacağını biliyorduk. NATO’nun genişlemesi konusunda bizimle aynı çizgide olduğunu biliyorduk. Coğrafi olarak Avrupa’nın bir parçası sayabileceğimiz her ülkenin, ne kadar küçük olursa olsun, ne kadar suçlu olursa olsun, ne kadar antidemokratik olursa olsun, Avrupa’daki her bir ülkenin NATO üyesi olması gerektiğini ve tarafsızlık nedeniyle bunu reddeden ya da sadece NATO üyesi olmak istemeyen bir nüfusa sahip olan ülkeler için yepyeni bir stratejiye ihtiyacımız olduğunu konuştuk.
Böylece “renkli devrimler” dediğimiz şeyi başlattık. Bunlar ülkelerin kendi içlerinde düzenleniyordu, her ülkenin kendi paketi vardı ve bu paket hükümet dışı kuruluşlardan, yarı hükümet dışı kuruluşlara, resmi kuruluşlara, siyasi örgütlere, senatör ve kongre üyelerinin ziyaretlerine kadar her şeyi içeriyordu.
Bu kampanyanın büyük bir parçasıydı ve tüm bu eylemlerde Senato ve Kongre delegasyonlarının gizli ve açık bir şekilde ülke içinde bizim isteklerimize uymak isteyen, ülkelerinin NATO üyesi olmasını isteyen – bazı İskandinavlar örneğinde olduğu gibi ne kadar uzun süredir tarafsız olsalar da – ülkelerinin ABD’nin vasalı olmasını, omuzlarına yıldızlar takılmasını, tankları, F-35’leri ve diğer tüm şeyleri almak isteyen kişileri ziyaretleri… Ve bu çok başarılı oldu.
Bana göre, hedef listemizin başında yer alan sadece bir ya da iki ülkede başarısız olduk çünkü – ve bu benim tahminim – oradaki komünist miras Demir Perde’nin arkasında kalan diğer ülkelerdeki kadar belirgin değildi ya da İskandinavları veya Demir Perde’nin arkasında kalmayan diğer ülkeleri korkutan bir şey değildi. Bir ya da iki ülkede durum böyleydi ve bir NATO üyesi olarak gerçekten hoş karşılanıyordunuz, diğer ülkelerde böyle değildi. Macaristan’da Viktor Orbán ve belki Slovakya’da bu hissin olmadığını söyleyebilirim: “Sovyetler Birliği’nin boyunduruğu altındaydık, şimdi Rusların boyunduruğu altında olmak istemiyoruz çünkü onlar da aynı, sadece kendilerini farklı adlandırıyorlar ve bu nedenle bunu istemiyoruz” ve bu, örneğin Polonya ve diğerlerinin her ne pahasına olursa olsun NATO üyesi olmak istemesine, hatta NATO’nun lider üyesi olmak istemesine neden oldu.
Diğer ülkelerden bazıları bunu istemedi, bu yüzden denediğimiz bazı ülkelerde kaybettik ama her bir ülkede denedik. Karadağ’da mükemmel bir şekilde çalıştı, Arnavutluk’ta mükemmel bir şekilde çalıştı. Powell’a dedim ki: “Neden suçlu ülkeleri NATO’da istiyoruz? Arnavutluk bir suç devleti. Karadağ’da Amerika Birleşik Devletleri’nden daha fazla araba çalınıyor. Orada ne işimiz var, NATO üyelik şartlarını nasıl yerine getirebilirler?” “Bilmiyorum,” dedi. Ama yaptık, onları içeri aldık. Ve bu kampanyaları benim “azınlığın tiranlığı” dediğim şeyi başarmak için düzenledik. NATO üyeliğini isteyen, NATO üyeliğini umutsuzca isteyen siyasi çoğunluğu değil, siyasi azınlığı bulduk ve onları sonuna kadar destekledik, gazeteler satın aldık, dergiler satın aldık, makaleler satın aldık – aynen 1948’de İtalya’da komünistlerin seçilmesini istemediğimizde İtalyan hükümetini satın aldığımız gibi, 1953’te İran hükümetini satın aldığımız gibi, 1954’te Guatemala hükümetini satın aldığımız gibi ve bu böylece devam etti.
Artık daha rafine hale geldik, artık bunu doğrudan CIA ajanları yapmıyor. Bunlar CIA tarafından organize edilmiş hükümet dışı kuruluşların toplum örgütleri tarafından bazen bilerek, bazen de bilmeyerek yürütülen kampanyalar. Örneğin şu anda Gürcistan’da kullandığımız şey bu, mevcut hükümetten kurtulmaya ve önceki hükümeti tekrar iktidara getirmeye çalışıyoruz çünkü onlar Rusya’ya karşı çıkmak ve NATO üyesi olmak istiyorlar vs… Ancak mevcut hükümet çok dengeli, AB ile iyi ilişkiler, Washington ile iyi ilişkiler, NATO ile iyi ilişkiler ve Moskova ile iyi ilişkiler istiyorlar. Biz bundan hoşlanmıyoruz, bu yüzden onları devirmeye çalışıyoruz. Bugünlerde bunu böyle yapıyoruz. Bunu doğrudan eylemle yapmıyoruz, STK’lar ve diğerleri aracılığıyla yapıyoruz, ki dediğim gibi bunlar bazen kasıtlı bazen de kasıtsız olabiliyor. Cumhuriyet Enstitüsü ile bağlantılı kuruluşlar çoğunlukla bilerek hareket ediyorlar. [Gosch’un notu.: Wilkerson burada muhtemelen Cumhuriyetçilere yakın bir “hükümet dışı kuruluşları toplum kuruluşu” olan, ABD Kongresi tarafından finanse edilen ve Ulusal Demokratik Enstitü’nün (NDI) Cumhuriyetçi muadili olan Cumhuriyetçi Uluslararası Enstitü’den (IRI) bahsediyor. Her iki kuruluş da fonlarının çoğunu ABD Kongresi tarafından finanse edilen ve sözde “dünya çapında demokrasiyi teşvik etmeye” adanmış bir enstitü olan National Endowment for Democracy’den (NED) almaktadır.]
Glenn Diesen: Sanırım National Endowment for Democracy de bu önemli STK’lardan biri?
Lawrence Wilkerson: Bu büyük bir tanesi, evet ve bunu yaptığını düşünemeyeceğiniz başkaları da var, örneğin FDD [M.G.: Foundation for the Defence of Democracies (Demokrasileri Koruma Vakfı), Washington merkezli neo-muhafazakâr bir düşünce kuruluşu]. Ve elbette bunu sadece ABD’nin çıkarları için değil, aynı zamanda İsrail’in çıkarları için de yapıyorlar, çünkü her şey birbiriyle bağlantılı. Böylece planlama ve propagandaya birçok taraf dahil oluyor. Örneğin Mossad ve CIA birlikte çalışmaktadır. Bir an için Mossad’ın Ukrayna’da aktif olduğunu varsayalım.
Glenn Diesen: Ukrayna’ya yönelik yaklaşım da böyle miydi? Yani önce 2014’e gitmemize bile gerek yok, 2004’teki Turuncu Devrim’e kadar gitmemiz gerekiyor. Çünkü bu oldukça açık bir şekilde yapılmıştı. Yuşçenko’nun (M.G.’nin notu: O zamanki Ukrayna cumhurbaşkanı adayı Viktor Yuşçenko) AB ülkelerini “Turuncu Devrim’in vaftiz babaları” olarak tanımladığını bile hatırlıyorum. Çok açık bir müdahale vardı ve bence 2003’te Gürcistan’daki Gül Devrimi ve 2004’te Ukrayna’daki Turuncu Devrim, orada ele alınabilecek gerçek bir hoşnutsuzluk olduğu için istisnai bir durumdu. Yani yolsuzluk vardı, demokratik eksiklikler vardı, insanların hükümete karşı gösteri yapması için pek çok neden vardı, ama ya NATO’ya katılma isteği? Tüm anketlerde yüzde 20 civarındaydı. Kimse NATO’nun bir parçası olmak istemiyordu. Ancak yolsuzlukla ilgili memnuniyetsizlik, NATO’ya katılmak ve Ruslara karşı çıkmak gibi jeopolitik bir amaç için kötüye kullanıldı. Ukraynalıların büyük çoğunluğu NATO ile değil Ruslarla güvenlik anlaşmaları yapılmasından yanaydı. Bu sadece olağanüstü bir gelişmeydi, ancak o zamanlar bize büyük bir demokratik ilerleme olarak satıldı. Ne var ki, elbette bu “demokratik devrim” başarısız oldu, çünkü Ukraynalılar bu hükümeti hiç istemedi. Ve on yıl sonra 2014’e gelindiğinde, eski muhalefeti ortadan kaldırarak tamamen aynı şeyi, sadece daha da acımasızca yaptılar. 2004’te Ukrayna’da gerçekleşen Turuncu Devrim ile ilgili deneyiminiz neydi?
Lawrence Wilkerson: Bir CIA ajanı bir keresinde bana şöyle demişti: “Larry, ulusal politikada hiçbir zaman şu anda sahip olduğumuz kadar güçlü bir silah, araç ya da enstrümanımız olmadı, çünkü artık ‘liberal demokrasi’ bizim tarafımızda.” Bunu bir an için düşünün: “Liberal demokrasiyi” silah haline getirdiler ve “liberal demokrasiyi” ülke ülke uygulamak için tüm bu kurumları ve davalarına güçlü bir şekilde bağlı insanları kullandılar. Ve dediği gibi, bu çok güçlü bir silah, muhtemelen şimdiye kadar elimize aldığımız en güçlü silah. Ve bence bu, tüm Avrupa’da yaptıklarımızı ve bahsettiğim gibi şu anda Gürcistan’da yapmakta olduklarımızı nüanslarla açıklıyor. Sadece Romanya’da çuvalladık. Ya da batırmadık, başarılıydık. Călin Georgescu’nun işini bitirdik. Romanya’nın yeni cumhurbaşkanı olacak gibi görünen biriydi, biz de ondan kurtulduk, gitti. Bunu nasıl yaptığımızı tam olarak bilmiyorum ama yaptığımızı biliyorum çünkü birisi beni aradı ve bunu yapacaklarını söyledi, biz de yaptık ve o gitti.
Bu olayın yaşandığı hafta, onu arayıp konuşmam gerekiyordu, çünkü çok iyi tanıdığım biri onu çok iyi tanıyordu ve Georgescu’nun ayakları gerçekten yere basmıyordu. Arkadaşım onunla konuşmamı ve moralini düzeltmeye çalışmamı istedi. Arkadaşıma dedim ki: “Ona ne söylemem gerekiyor? Onu hiç tanımıyorum, orada kalmasını nasıl sağlayacağım?” “Onu yok edecekler, onu gözaltına alacaklar” dedi. Onu yakalayacaklarını biliyordum ve yakaladılar da.

Glenn Diesen: Aynı şeyi 2004’te Ukrayna’da da yaptılar mı?
Lawrence Wilkerson: 2004 yılında insanlardan kurtulmak için bu kadar doğrudan harekete geçmeleri gerekmiyordu. Ama evet, Avrupa Komutanlığı’ndan [Gosch’un notu: Birleşik Devletler Avrupa Komutanlığı (EUCOM), ABD silahlı kuvvetlerinin Stuttgart’ta bulunan ve Avrupa’daki ABD kuvvetlerinin koordinasyonundan sorumlu genel muharebe komutanlığı] insanları 2005 ve 2006 gibi erken bir tarihte Azov taburları ve diğer benzer gruplarla birlikte çalışmak üzere Ukrayna’ya gönderdik ve böylece istihbarat çalışmalarımızı, silahlarımızı ve diğer şeyleri operasyonel olarak entegre edebilmemiz için her şeyi hazırladık. Büyük motosikletlere, özellikle de Harley’lere binmeyi seven dört yıldızlı bir generalimiz bile vardı ve zaman zaman dört yıldızlı bir general olarak motosikletine binip etrafta dolaşır ve bu koordinasyon görevlerini yerine getirirdi. Tüm bunlar 2014’teki o gergin dönemden önce oldu, bildiğiniz gibi o kadar bariz bir şekilde taraf tutuyorduk ki bu acınası bir durumdu. Tüm bu süre boyunca bunun üzerinde çalışıyorduk.
Glenn Diesen: Bu arada rejim değişikliği ya da sözde renkli devrimler için kullanılan bu araçlardan bazıları ortadan kaldırıldı mı? Trump buradaki fonları kesti. [M.Gosch’un notu: Muhtemelen burada, diğer şeylerin yanı sıra “hükümet dışı kuruluş” USAID’e yapılan büyük fon kesintilerine atıfta bulunuyor.]
Lawrence Wilkerson: Bu çok önemli bir soru. Geçen gün Tulsi’nin DNI [Gosch’un notu: Tulsi Gabbard, yeni Ulusal İstihbarat Direktörü, yani ABD istihbarat kurumlarının en üst düzey koordinatörü] ve Ratcliffe’in [Gosch’un notu: John Ratcliffe şu anki CIA direktörü] bu konuda ne düşündüğünü sordum ve bana Ratcliffe’in tüm bu işlerin içinde olduğu, olan biten her şeyi desteklediği söylendi. Ben de dedim ki, “Tulsi’nin buna karşı olduğunu ve Ratcliffe’in de bunu desteklediğini söylüyorsunuz. Tulsi, Ratcliffe’in fikrini nasıl değiştirecek?” Cevap yok.
Ratcliffe mükemmel bir neocon [“Yeni- Muhafazakâr” yani ABD dış politikasında saldırganlık ve içişlerine karışma yanlısı] ya da her ne olursa olsun, tüm bunları devam ettirmeye kararlıysa ve Birleşik Devletler Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Savunma Bakanı aslen bunu yaptıklarını bile bilmezken, CIA’in işleri nasıl devam ettirdiğini çok iyi biliyorum. Bu, günümüzdeki standart uygulamadır.
(…)
Bu durum başkandan başkana devam edip gidiyor, çünkü başkan CIA’in sahada ne yaptığı konusunda net değil ve CIA ulusal güvenlik aygıtı içinde bağımsız bir aktör haline geldi. DNI’yı kurduğumuzda insanlar bu konuda uyarıda bulundu ve DNI’ın gücü konsolide edeceğini ve başkan tarafından denetlenemeyeceğini düşündüler, ancak DNI hiçbir zaman para ve personel alamadı. Trump bunu Tulsi ile yapacağına söz verdi ama bildiğim kadarıyla henüz yapmadı. Eğer paranız yoksa, bütçe üzerinde kontrolünüz yoksa ve gizli bütçe üzerinde kontrolünüz yoksa ve insanlar üzerinde kontrolünüz yoksa, yani insanları CIA’den INR’ye taşımazsanız [Gosch’un notu: İstihbarat ve Araştırma Bürosu, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın siyasi analiz, diplomatik raporlama ve dış politika gelişmelerinin değerlendirilmesine yönelik istihbarat servisi] ya da Dışişleri Bakanlığı’ndaki INR’den DNI’ye ya da bir ofise ya da personele ya da CIA’ye ya da her neyse, eğer bunu yapamıyorsanız, ne kadar güçlüsünüz? Tek yapabildiğiniz büyük konuşmalar yapmaktan ibaretse, ne kadar güçlüsünüz? Trump, Tulsi’ye para ve güç vermeyi vaat etti. Çünkü Tulsi bunu biliyordu ve işe alınmasının bir şartı haline getirdi ama ben henüz buna dair bir kanıt görmedim. Ratcliffe istediğini yapıyor ve Tulsi gerçek bir denetim uygulamıyor. Ve bence Ratcliffe’in yaptığı şey, Trump’ın haberi olsaydı yapmasını isteyeceği şeyden başka bir şey değil.
Yani elimizde büyük bir karmaşa var: Bir imparatorluk sona erdiğinde ve kimse onu nasıl kontrol edeceğini ve insanları sistemden nasıl çıkaracağını bilmediğinde yaşanan tipik bir karmaşa. Artık bunu yapamazsınız çünkü sistem çok büyük ve kontrol edilemez hale geldi ve sisteme çok fazla para akıyor. Bu arada, sadece matbaalardan çıkan ve hiçbir şeyle desteklenmeyen para bu.
Glenn Diesen: Bu tek kelimeyle inanılmaz.
(…)
Glenn Diesen: Norveç’in 2011’de Libya’ya müdahalesinin onun (Stoltenberg) NATO Genel Sekreterliği görevine gelmesine ne ölçüde yardımcı olduğunu hep merak etmişimdir. Onu Washington’a sevdiren müdahaleciliği miydi yoksa NATO’nun genişlemesine verdiği destek miydi?
Lawrence Wilkerson: Hatırladığım kadarıyla bu oldukça erken başladı. Sadece bir ya da iki ülkeden değil, dört ya da beş ülkeden siyasi destek almamızda etkili oldu ve 11 Eylül’den sonraki eylemlerimizde bize yardımcı oldu.
11 Eylül’den sonra, sol tarafında ülkelerin listelendiği, diplomatik ve diğer misyonların da en üstte sıralandığı devasa bir tablo oluşturmuştuk. Orada ülkelere eklenen her küçük karede şöyle notlar yer alıyordu: “Danimarka siyasi destek sağlayacak ve büyükelçimiz bununla ilgilenecek”, “Almanya şunu şunu sağlayacak ve dışişleri bakanı bununla ilgilenecek”, “Pakistan’ın cumhurbaşkanından bir telefona ve dışişleri bakanı ya da yardımcısının İslamabad’ı ziyaret etmesine ihtiyacı olacak, çünkü uçuş haklarına, transit geçiş haklarına, lojistik konusunda yardıma ihtiyacımız var”, “Özbekistan …” vb… Dolayısıyla bu belge dünyadaki tüm ülkeleri, tüm büyükelçileri ve büyükelçiler arasında başkanın o ülkeyle ilgili talimatlarını uygulaması gereken tüm kabine üyelerini listeliyordu. Askeri yardım, siyasi yardım, her şeyi içeriyordu ve Jens Stoltenberg’den gerçekten büyük destek aldık.
Yani her şey uzun bir zaman diliminde gelişti. Yaklaşık olarak 11 Eylül 2001’den bir yıl sonra başladığını söyleyebilirim çünkü bu matrisi oluşturmak ve herkesin üzerinde çalışmasını sağlamak biraz zaman aldı. Ama şunu söyleyebilirim ki, en azından 2003’ten itibaren gerçekten başladı ve sürekli olarak insanların kişiliklerini belirliyorduk, bazılarını ayıklıyorduk çünkü. “Hayır, bu kadın ya da bu adam bizim ihtiyacımız olan türden bir insan değil, tamam, bunu geçelim, şu ya da bu kişiyi alalım” diyorduk. Bunu sahadaki insanlar, büyükelçilerimiz, ülke ekiplerimiz yaptı. Talimatları bazen Powell, bazen CIA, bazen de Savunma Bakanlığı veriyordu ama Powell her şeyi kontrol altında tutmaya ve ülke ekiplerinde neler olup bittiğini anlamaya çalışırdı.
Bunu biliyor musunuz bilmiyorum, ama devlet kurumlarımızın ve istihbarat teşkilatlarımızın tüm unsurları ülkelerdeki ekiplerimizde temsil ediliyor ve daha büyük ekiplerde bu bürokrasinin birkaç üyesi bulunuyor. Örneğin, CIA için bir istasyon şefi ve diplomatik kimlik altında CIA için çalışan her türden insan vardır. O ülkenin büyükelçisi ve genel olarak hükümet dışı kuruluşları olan ülke ekibi, genellikle CIA’nın büyükelçiliklerinde ne yaptığını bilmezler. Sorumluluk bölgesindeki ülkeden sorumlu olan geleneksel askeri komutan bile çoğu zaman CIA’in kendi AOR’ında [Gosch’un notu: Area of Responsibility-Askeri sorumluluk bölgesi] ne yaptığını bilmez, her şey son derece karmaşıktır. Powell bazen ne olup bittiğini biliyordu, bazen de biz ne olup bittiğini bilmiyorduk. Eğer George Tenet [Gosch’un notu: 1997-2004 arasında CIA Başkanı] Powell’ın bilmemesi gerektiğine karar verdiyse, Powell da bilmiyordu ve bugün de durum bu. Eğer CIA büyükelçinin ve ülke ekibinin (istasyon şefi hariç) Pakistan’da neler olup bittiğini bilmesini istemiyorsa, o zaman bilmiyorlar demektir.
CIA direktörü bazen “Büyükelçinin yalan söylemek zorunda kalmasını istemiyorum,” der. “Çünkü büyükelçiye bu operasyon hakkında bilgi verilir ve ardından basın tarafından sorulursa, ya soruya cevap veremeyeceğini söylemesi gerekir ki, hiçbir büyükelçi bunu yapmak istemez ya da yalan söylemesi gerekir. Biz de onun yalan söylemek zorunda kalmasını istemiyoruz, bu yüzden de ona söylemiyoruz.” Bu, bir ülkede yaptığınız ve kamuoyuna sızması halinde ciddi sonuçlar doğurabilecek bir şey hakkında o ülkedeki ekibi karanlıkta tutmak için çok kötü bir bahane. Ama böyle oldu ve biz Avrupa için gerçekten çok çalıştık, yani Avrupa için gerçekten çok çalıştık. İnsanlar bana “Avrupa Ukrayna meselesine neden bu kadar müdahil?” diye sorduklarında şöyle diyorum: “Onları biz yarattık! Bu Washington ile Moskova arasında bir savaş, Kiev ile Moskova arasında değil. Kiev bizim savaşımızın bir aracıdır.”

[1]            Lawrence Wilkerson: Irak Savaşı öncesinde, Powel’in Irak’taki kimyasal silahlar üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunacağı CIA Raporu’nun doğruluğunu incelemekle de görevliydi. Yıllar sonra “sadece bir hafta vakti olduğu için, rapordaki hataları fark edemediğini” söyledi. 2018’de de “o savaşın salt ticari çıkarlar doğrultusundaki bir gaz ve petrol savaşı olduğunu ve bunun ABD halkından gizlendiğini” itiraf etti.

[2]          Maike Gosch: Alman iletişim uzmanı, yazar ve eski avukat. Şu sırada hükümet dışı kuruluşlara iletişim ve stratejik projeler için danışmanlık yapıyor.

GÖRSEL: www.commons.wikimedia.org / Butt89